HERZAMANENUCUZ.BLOGCU.COM DA KARGO DAHİL ÜRÜNLER
• 6/3/2009 - Zülfü Livaneli
| Zülfü Livaneli | | Yazara ulaşmak için : zlivaneli@gazetevatan.com | Şaban’ın Recep’leşmesi Recep İvedik 2 filmini ilk üç günde 1 milyon üç yüz bin kişi izlemiş. Belli ki birincisi gibi, bu film de rekor kıracak.
Bu olayı sadece bir sinema başarısı olarak değil, toplumun yüzüne tutulan bir ayna olarak görmekte yarar var.
Türk toplumu, Recep İvedik’te kendisini seyrediyor. Özellikle büyük şehirlerde sokağa çıktığınızda karşılaştığınız on kişinin sekizi ona benziyor.
Bu açıdan “toplumsal bir fenomen karşısındayız!” demek herhalde yanlış olmaz.
***
Eskiden Kemal Sunal filmleri çok tutulduğu için, insanın aklına ister istemez Şaban tiplemesi ile Recep İvedik tiplemesini karşılaştırmak geliyor.
Şaban, büyük göçün başlangıcında köyden şehre yeni gelen, alçakgönüllü gecekondu mahallelerinde oturan, başını döndüren şehir karşısında köy safiyeti taşıyan, etrafa şaşkın şaşkın bakan bir tipti.
Şehrin katakullilerine aklı ermezdi.
Yüksek binalara bakarken şapkası düşerdi. Gördüklerine hayran olurdu. Karşısına çıkan kızın yüzüne bakarken ağzını toplayamazdı.
Şaban zamanla şehre alıştı. Oturduğu gecekondunun yerine kaçak bir bina dikti, altına da bir dükkân açtı. Akrabalarıyla birlikte siyasi bir partinin yandaşları arasına girdiği için himaye edildi.
Artık kentlilere çekinerek bakmıyordu, eline para geçmişti.
Kentli kızları aşağılıyor, sokakta karşısına çıkanlara amaçsızca kötülük ediyor, ikide bir “Haaayt ulan!” diye bağırıyor, milli maçlardan sonra silah sıkıyordu.
Yüzünden o insani gülümseme silinmiş, tam tersine gördüklerini aşağılayan, hakaret eden bir nefret anlatımı yerleşmişti.
Kentin yeni efendisiydi o ve eski efendileri aşağılama hakkına sahipti.
Böylece Şaban Recep’leşti. Ve Türk toplumu kendi yüzünü Şaban’da değil, bu yeni Recep’te görmeye başladı.
Çünkü Şaban’lar hızla azalıyor, Recep’ler ise her geçen gün artıyordu.
İstanbul’un “kodamanlarını” önüne diziyor ve “Adam olun laaan!” diye bağırıyordu.
***
Bu dönüşümü siyasi bir gelişme sananlar fena halde yanılır. Mesele kültürün değişimidir. Bu toplumun kültürü değişti, başkalaştı.
Şaban’lar Recep’leştikten sonra, kendisine uygun yerel ve genel iktidarları elbette bulacaktı. Bir sonuçtu bu.
Otuz yılı aşkın bir süredir, medya başta olmak üzere birçok kurum “Recep’leşmeyi”, yani lumpenleşmeyi destekledi.
İstanbul’un sözüm ona “elit” leri, gazeteleri ve televizyonlarıyla Şaban’ın Recep’leşmesine müthiş destek verdi.
Aydınlar lumpenlere bayıldılar, onları başlarına çıkardılar.
Müzik müzik olmaktan çıktı, haykırışlar ve böğürtüler haline dönüştü; İstanbul’un görünümü değişti; televizyonlar insan soyuna yakışmayacak rezilliklere açtılar ekranlarını.
Böylece cehenneme giden yolun taşlarını döşemiş oldular.
Siyasi partiler ayrım tanımadan Recep’leşen topluma kucak açtı. Kendileri de Recep’leştiler.
Sonuç ortada. Ey anlı şanlılar!
Bundan sonra bu süreci tersine çeviremezsiniz. Biz size yıllar boyunca bu gözlemleri aktarıp; kültür, değerler, gelenekler falan dedikçe kös dinlediniz.
Şimdi sizi de yutmaya başlayan ve sonunda yok edecek olan yeni toplum hepinize hayırlı olsun. |
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 26/2/2008 - `başka türlü birşey benim istediğim
`başka türlü birşey benim istediğim ne ağaca benzer, ne suya`*
bir yıldırım çarpması benim istediğim. okyanusa dökülen nehirin suyunun okyanusa karışması. göktaşının paris`te yalnız yürüyen adamın başına düşmesi. bir güneş tutulması benim istediğim. bir aşk tutuşması. bin aşktan kaçarken benin rastladığının sen olması. sığamadığım şehirlerin hepsinin bana ev olması. tutuşturulan hüzünlerin lacivert bir gecede bir şarap şişesinde yakılması. başka türlü bir şey benim istediğim. bu çağda olmaz olası. geceye sığmaz yaşanması. gündüzde hep eksik kalması. başka, başka bişey. bir yıldırım çarpması. bir yanardağ faciası. öyle bir gelmelisinki bana ben lal kalmalıyım. kulaklarım duymamalı bir daha başka bir sesi. gözlerim görmemeli başka bir yüzü. deste deste biriktirdiğim yalnızlığım yanında erimeli. yüzümda bir sarhoş gülümseme gezinmeli. mevsimler anlamsız, mevsimler şaşkın düşmeli. aşk, öyle bir çarpsınki beni o ben ben olmayayım dediğim gecelerin cevabı olmalı. kaçtığım sokaklardan sana sığınmalı. aşkından harap bitap düşmüş olmalı. seni sevmekten, seni sevmekten başka çıkışım olmasa... aşk kapımı öyle bir çalsaki benim o kapım bir daha kapanmasa. topladığım denizkabukları sahibini bulsa. gecelerde ve yalnız işlediğim o hatlar bir mana kazansa. mana. manam sana kaysa. senle varolsa bu hayat. ve bir gün yine seninle yok olsa. hiçbir taht hiçbir saltanat bana senden başkasını hatırlatmasa. haremdeki cariyeler azad olsa, sultanlık yıkılsa ben sana sığınsam. kaçak bir padişah olarak sadece aşkına sığınsam. bana baksan. beni anlasan. bana baksan. bana baksan. sen bana baksan o anlar zamanın hükmünden çıkar. senin gözlerinin değdiği gözlerim öyle bir hal alırki ne bir daha göreceği şeyler onun için anlamlıdır nede geçmişinde gördükleri. an hüviyetsizdir artık. an aşka bulanmıştır. an aşkla yıkanmıştır. aşkın değdiği bir şeyin hiç eskisi gibi kaldığını duydunmu sen? aşkla eriyen dudaklarının dudaklarıma değmesi nasıl bir ateş yakar bende hiç düşündünmü sen? küresel ısınma dedikleri yanında anlamsız kalır. buzullar erir. bu dünya bir alev topuna döner. gece. ve mum ışıkları aydınlatırken odayı. senin aşk kokan bedenin. cennetin hangi bahçesinden çalınmış bu topraklar. sırtın. sırtındaki o ben. boynundaki ufak izin. hangi cennet bahçesi kokunu taşır? hangi çiçekte hangi koku senin kadar anlamlı olur. gece. ve biz ikimiz birer göktaşıyız. uzayın derinliklerinde birbirimize doğru bilinmez bir hızla seyreden. birazdan tutuşacağız. ve bu tutuşmadan. ne sen sağ çıkabileceksin. nede ben. liman olan aşka nasıl sığınabilirim? nasıl bir kaptanımki ben bu gemiyi bir türlü kontrol edememekteyim. soğuklarda güvertede yani bu yapayalnız ruhta bir gömlek bir ceket gezinmekteyim. istanbul. aşk eğer sen olsa idin. ve istanbul istanbul olmasa idi ben onu fetehederdim. adını o şehre verirdim. yüzyıllarca seni bilsinler ve sana aşık olsunlar diye. aşk. hangi denizin kıyısındasın sen. hangi kumsalda duruyor ayak izin. başka türlü birşey benim istediğim. bir kadın bir erkek arasında geçen. ve içinde sadece mana bulunan.
can yücel |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 1/10/2007 - IKEA'NIN KALBİNE YOLCULUK / ELİF ÖZKAN
IKEA'NIN KALBİNE YOLCULUK / ELİF ÖZKAN
MOBİLYA DEVİNİN DOĞDUĞU KASABADA 8 BİN KİŞİ YAŞIYOR. BUNUN 2 BİNİ ŞİRKET ÇALIŞANI IKEA'nın kalbi Almhut
İsveç'in soğuk ikliminde doğup, sektöründe devrim yaratan firma, geleceğini, geçmişi üzerine kurmuş
Kasaba, oteli, müzesi, tasarımcıları, iletişim merkezi, fotoğraf stüdyoları ile bir film seti gibi
Kasım ayının başında İstanbul Bayrampaşa'da Türkiye'deki 3'üncü mağazasını açacak olan İşveç mobilya devi IKEA'nın tüm dünyada devrim yapan ve tabiiki sektördeki alışkanlıkları yerle bir eden yepyeni bir tasarım-pazarlama yöntemi ile ev dekorasyonunda çığır açan sistemini anlamak için biraz geriye gitmek gerekir. Çünkü, IKEA'nın başarısının sırrı, doğduğu kasaba Almhut ve kurucusu Ingvar Kamprad'ın öyküsünün satır aralarında yatıyor. İsveç'in güneyinde Smaland bölgesinde yer alan almhut kasabasında bugün İKEA'lı olmayan yok gibi... 8 bin kişinin yaşadığı kasabanın 2 bin kişisi IKEA çalışanı. Bunların çocukları ve ailelerini de düşündüğünüzde rakam daha da yükseliyor. IKEA Communication, IKEA ürün geliştirme, IKEA dağıtım, depolama, pazarlama bölümleri, IKEA fotoğraf stüdyoları (ki; Hollywod'dan sonra Avrupa'daki en büyük stüdyo olduğu söyleniyor.), IKEA tasarımcıları, IKEA müzesi, IKEA oteli ve IKEA fabrikası ile kasaba tam bir film setine benziyor. Sanki herşey, IKEA'nın öyküsünü en iyi şekilde anlatmak için sanal olarak düzenlenmiş bir film seti gibi...
|
 Ingvar Kamprad
|
5 yaşında başladı Bugün 36 ülkede 260 mağazası ile dev bir imparatorluk kuran IKEA'nın patronu Ingvar Kamprad'ın öyküsü, filmin daha farklı bir anlatısını oluşturuyor. Ingvar Kamprad 30 Mart 1926'da Almhut kasabasından pek de uzakta olmayan Agunnaryd köyünde, kilisenin mülkiyetindeki Elmtaryd çiftliğinde dünyaya geldi. Doğumyerinden de anlaşılacağı üzerine babası çiftçiydi. Burada biraz mola verip IKEA'nın açılımından söz etmekte yarar var. I: Ingvar (adı) K: Kamprad (soyadı) E: Elmtaryd (doğduğu çiftlik) A: Almhut (doğduğu kasaba) Ingvar daha 5 yaşında mahalle arkadaşlarına ıvır zıvır satmaya başlamış. Kibrit, şeker, çikolata, sütlü ürünler bunların arasında yer alıyor. Kamprad 17 yaşına geldiğinde dökme olarak ve toptan aldığı kibritleri kutulayıp, bisikletiyle kapı kapı dolaşarak satmaya başladı. Bir iki yılda işi büyütüp çeşidini artırdı. Çakmak, dolmakalem ve naylon çorabı ekledi ürün gamına. Yine çok geçmeden piyasasını genişletti. Her sabah evlere servis yapan sütçünün kamyonetinden yararlanıp, mallarını kasabanın garına kadar bedava taşımaya başladı.
"Sökün şu ayakları" Kamprad IKEA markasını 1943'te tescil ettirdi. 1947'de IKEA'nın ilk ilanı yayınlandı. 1948'de IKEA ürün gamına mobilya girdi. Kamprad kasabanın marangozlarının ürünlerini pazarlıyordu. 1951'de ilk IKEA kataloğu basıldı. Kamprad, sürekli büyüyen işi ile kasabanın sınırlarını aşmış, tüm İsveç'in mobilya üreticilerinden mal almaya başlamıştı. Ancak fiyatları rekabet edemeyecek kadar aşağı çekince, İsveç'li üreticiler boykot etti. O da bu direnişi Polonyalı mobilyacılarla anlaşarak aştı. 1955'te yanına aldığı ilk tasarımcı Gillis Lundgren ise Kamprad'ın sektörde devrim yaratacak ilkeleri oluşturmasında temel taşı görevini üstlendi. Lundgren, karlı bir kış günü müşterinin adresine teslim edilmesi gereken kolinin arabanın bagajına bir türlü sığmaması üzerine sinirlenip, "Sökün şu Allahın belası masanın ayaklarını" diye bağırınca, Kamprad hayatını da dünyayı da değiştirecek bir karar aldı. Keserle çiviler çıkarıldı, masanın ayakları söküldü. Sonra masa dört ayakla birlikte ambalajlandı. Koli artık bagaja rahatça giriyordu. Kamprad, bundan sonra müşterinin evde monte edebileceği mobilyalar üretip pazarlayacaktı. Böylece; 1) Nakliye de, montaj da müşteriye ait olacaktı. 2) Kocaman ve pahalı ambalajların maliyetteki ağır yükü ortadan kalkacaktı. 3) Müşteriler yassı kolilerle ambalajlanmış mobilyaları kendi taşıyacaktı. Sonuç; Tüm bu tasarruflarla hiç bir rakibin yanına yaklaşamayacağı bir satış fiyatı yakalanmış olacaktı. İşte IKEA böyle doğdu! Ingvar Kamprad bugün 81 yaşında. Kurduğu imparatorluk ve sektörde yarattığı devrim ise kendi ilkeleri ile büyümeye devam ediyor.
Her ürüne özel isim Mavi zemin üzerine altın sarısı harfleriyle İsveç bayrağının renklerini taşıyan IKEA, 1 Kasım'da açılacak İstanbul İstanbul Bayrampaşa mağazasıyla büyümeye devam ediyor. Tüm ülkelerde basılan- İncil sayısının da üstünde olduğu söyleniyor- kalın katalogunu ücretsiz olarak tüketicilere dağıtan grubun mağazalarını ziyaret edenlerin sayısı 583 milyon 50 bini geçti. ulusal değerlere ve kendini yetiştiren topraklara bağlılığını yaşam felsefesi yapan Ingvar Kamprad, IKEA'ya sadece İsveç bayrağının renklerini seçmekle kalmadı, ürünlerine de İsveç isimleri verdi. Dünyanın dört b ir yanından farklı kültürlere sahip tasarımcılarının yarattığı IKEA ürünlerinde şaşırtıcı isimlere rastlamak mümkün. Ev tekstil ürünlerinde İsveç kız çocukları, yatak tekstil ürünlerinde bitkiler, sandalye ve tabure gruplarında erkek çocukları, koltuk takımlarında İsveç'teki yerleşim yerlerinin isimleri kullanılırken, çocuk ürünlerinde kodlay öğrenilebilen isimler kullanılıyor. IKEA ürünlerine verilen diğer isimler ise, aylar, taşlar ya da müzikal terimlerden seçiliyor. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 19/5/2007 - Zimbabwe’de yaşayan dertli bir babanın feryadı ve belki de
“... Merhaba, ben 29 yaşında bir babayım. Eşim ve ben birlikte mükemmel bir hayatı paylaştık. Allah’ım bizi bir çocukla şereflendirdi.
“Beyin kanseri teşhisi koydular. Ve kurtulması için tek yolun ameliyat olduğunu söylediler. Ne yazık ki bunun için yeterli paramız yok. AOL ve Zdnet (Zimbabwe) bize yardım etme kararı aldı. Her üç kişi için 32 sent (Zimbabwe doları olarak) fon oluşturulacak.
“Sadece bu sabah için, içimden ağlamak geldiği halde yüzünü gördüğümde gülümseyeceğim. Sadece bu sabah için, ne giymek istediğinin seçimini sana bırakacağım, gülümseyerek ne kadar yakıştığını söyleyeceğim. Sadece bu sabah, çamaşırları yıkamaktan vazgeçip seninle parkta oynamaya gideceğim. Bu sabah bulaşıkları lavaboda bırakıp bulmacanın nasıl çözüldüğünü bana öğretmeni izleyeceğim.
“Öğleden sonra telefonun fişini çekip bilgisayarı kapatacağım ve arka bahçede oturup seninle köpükten balonlar uçuracağım. Bu öğleden sonra dondurma arabası için çığlıklar attığında sana hiç kızmayacağım ve gelirse bir tane alacağım.
“Bu öğleden sonra büyüdüğünde ne olacağın hakkında hiç canımı sıkmayacağım. Ya da seni ilgilendiren konularda ikinci bir düşünce üretmeyeceğim. Bu öğleden sonra kurabiye pişirirken bana yardım etmene izin vereceğim ve çalışmayacağım. Bu öğleden sonra CM Donald’s’a gideceğiz ve iki tane çocuk menüsü isteyeceğiz ki, iki oyuncak alabilesin. Bu gece seni kollarımda tutacağım ve nasıl doğduğunu seni ne kadar çok sevdiğimi anlatacağım. Bu gece küvette suları sıçratmana izin vereceğim ve sana hiç kızmayacağım. Bu gece geç saate kadar oturmana ve balkonda oturup yıldızları saymana izin vereceğim.
“Bu gece yanına uzanıp en sevdiğim TV programlarını bir kenara bırakacağım. Bu gece sen duâ ederken parmaklarımı saçlarında dolaştırıp bana en büyük armağanı verdiği için Allah’a şükredeceğim. Kayıp çocuklarını arayan anne ve babaları düşüneceğim. Yatak odaları yerine çocuklarının mezarlarını ziyaret edenleri ve hastane odalarında donuk bakışlarla, daha fazla içlerinde tutamadıkları çığlıklarıyla hasta çocuklarını seyreden anne babaları düşüneceğim. Ve bu gece yanağına iyi geceler öpücüğü kondururken, biraz daha uzun tutacağım kollarımda. Allah’ıma senin için teşekkür edip bize yalnızca bir gün daha vermesi için yakaracağım...”
Bir evlâdın ne kadar değerli olduğunu, amansız bir dertten sonra kavrayan bir babanın ibret dolu hikâyesi bu! Hastalıkla gelen bir “değer!” Hayat ne kadar tatlı.
Hangimiz bu kadar değerli ciğerparelerimize zaman ayırabiliyor, onların kıymetini bilebiliyor? |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 19/5/2007 - Buluşlarda Sözü Edilen Yanlış Eller
genelde filmlerde filan olur bu. bilim adamı arkadaş uzun uğraşlar sonucu insanlık yararına külotlu çorap icat etmiştir. lakin dış mihraklar, şeriatçılar, dünyayı yok etmek isteyenler vb. şer odakları bu buluşa ulaşırsa ne olur sonumuz ; acep bu çorabı başımıza mı takarlar yoksa arasına çubuk takıp kötümüze mi takarlar diye inceden hayıflanır, endişelenir, korkar, az biraz tırsar, üç buçuk atar. lakin sonu kaçınılmazdır. çok sürmez 1 sahne sonra pekmezini akıtırlar bunun. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 17/5/2007 - Oğuz Atay
Cumhuriyet devri roman ve hikaye yazarlarından olan Oğuz Atay İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ ni (1957) bitirdi. İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi İnşaat Bölümü’ nde öğretim üyeliği yaptı.
TRT 1970 Sanat Ödülleri yarışmasında başarı ödülü kazanan (Şubat 1971) Tutunamayanlar romanı sonradan iki cilt olarak basıldı. Tutunamayanlar romanı aynı zamanda kendi oynunu oynamıştı yazar. Günlük adlı eserinde bu romandan hareketle insanlara sitemde bulunuyordu sanki; "Ey insanlar sonunda bunu da mı yapacaktınız bana" diyen yazar, toplumla entellektüelin çatışmasını en iyi şekilde yansıtıyordu. Romanları ve oyunlarındaki kişiliklerin hemen hemen hepsi arafta kalmışlığın portresi var gibiydi. Oğuz Atay'ın en önemli projelerinden biri de Türkiye'nin psikolojisini çıkarmaktı. Fakat 13 Aralık 1977'de genç denilebilecek bir yaşta öldü ve bu eserini yazamadı.
Oğuz Atay genelde Tutunamayan romanıyla anılır. Fakat Tutunamayanlar'ın bir devamı niteliğinde çıkardığı "tehlikeli oyunlar", "hem biçim hem de ele aldığı temalar açısından “Tutunamayanlar”dan hiç de aşağı değildir. Üstelik, ilkinin birçok okuyucuya dağınık gelen olay örgüsü yerine, ikincisinde daha derli toplu bir anlatımı seçmişti yazar, ama bir tür okuyucu için 80’li yıllarda neredeyse külte dönüşen “Tutunamayanlar”ın yanında sönük kalmaktan kurtulamadı “Tehlikeli Oyunlar”. Yaşamı ve küçük burjuva aydını alaya almaktan hoşlanan Atay, kitaplarının dönemsel ve eşitsiz ünlenişini görseydi herhalde çok eğlenirdi. 71-75 yılları arasında yayınlanan, ama pek ilgi görmeyen, 83’den sonraysa her entellektüelin -okumasa bile- kitaplığında bulunması zorunlu olan Oğuz Atay külliyatı, 90’lı yıllarda yine unutulanlar arşivine kaldırıldı. Elbette satış adetleri ile edebi değer arasında doğrudan bir ilişki yok, ve Oğuz Atay, Türk romanının en önemli yazarları arasında yerini çoktan aldı." (A. Ömer Türkeş)
Bu olguyu hemen hemen bütün eserlerinde inceleyen Atay, daha sonraki bir çok romancının da esin kaynağı oldu.
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 16/5/2007 - Luzumsuz Bilgiler
Hapşırdığınız Zaman Kalbinizde Dahil Olmak Üzere Bütün Vücut Fonksiyonlarınız Bir An İçin Durur.
İnsan Elinde; En Yavaş Uzayan Tırnak Baş Parmağınki, En Hızlı Uzayan Tırnak İse Orta Parmağınkidir.
Eiffel Kulesinin Tepesine Çıkana Kadar 1792 Basamak Vardır.
İnsan Saçı 3 Kilo Ağırlık Kaldırabilecek Esnekliktedir.
Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar.
Yataktan Düşerek Ölme Olasılığı 2 Milyonda 1'dir.
İnsanlar Vücutlarında 300 Adet Kemikle Doğuyorlar Ama Yetişkin Olduklarında Bu Sayı 206'ya Düşüyor.
Bir Karınca Kendi Ağırlığının 50 Katı Ağırlığı Kaldırabilir.
Filler Zıplayamayan Tek Memelilerdir.
Zürafaların Ses Telleri Yoktur.
Zürafalar 35 Cm Uzunluğunda Siyah Bir Dile Sahiptirler.
Kangurular Geri Geri Yürüyemezler.
Kelebekler Ayaklarıyla Tat Alırlar.
Kadınlar Erkeklere Oranla 2 Kat Fazla Göz Kırpar.
İnsan Vücudundaki En Güçlü Kas Dildir.
Gözleri Açık Tutarak Hapşırmak İmkansızdır.
Hapşururken Burnu yada Ağızı Kapamak, Felçe Neden Oluyor.
Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.
Degerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.
Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır.
Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.
Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.
Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wrigleys marka sakızdır.
Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladir.
Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.
Bir devekuşunun gözu beyninden büyüktür.
İnek sütünün pH degeri 6'dır.
Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarinin büyüklüğüne eşittir.
Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.
Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar.
Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.
Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler.
İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmaginki, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir.
Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır.
Güney Kore başkenti Seul, Kore dilinde "başkent" anlamına gelmektedir.
Kanada, Kızılderili dilinde "buyuk koy" anlamina gelmektedir.
İngilizcedeki Wendy ismi, Peter Pan hikayesinde kullanılmak üzere uydurulmuştur.
Avustralya'daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar.
ABD'de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin ücte biri ya hapiste ya da gözaltinda tutulmaktadır.
Ortalama bir erkek, hayatinin 3350 saatini tiraş olmak için harcar.
Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.
Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekoru 440 saattir.
Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.
İnsan saçı, üç kilo ağırlik kaldırabilecek esnekliktedir.
Gunumuzde, evlenenlerin yuzde ellisi bo$anmaktadir.
Beethoven beste yapmadan once kafasini soguk suya sokardi.
Her 25 ki$iden biri astim hastasidir.
Dunyadaki hayvanlarin yuzde sekseni alti ayaklidir.
Uranus, ciplak gozle gorulebilen bir gezegendir.
Kaptan Cook, Antarktika haric butun kitalara ayak basan ilk insandir.
Guni$igindan daha fazla yararlanmak icin saat uygulamasini Benjamin Franklin ba$latmi$tir.
Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe cokmesi bir saatten uzun surer.
Bugune kadar olculmu$ en buyuk buz dagi, 200 mil uzunlugunda ve 60 mil geni$ligindedir ve Belcika'dan daha buyuk bir yuzolcumune sahiptir.
Bugune kadar kaydedilmi$ en buyuk dalga, 1971 yilinda Japonya'nin ishigaki Adasi'nda 85 metre yuksekligine ula$mi$tir.
Acik bir gecede, ciplak gozle iki bin ayri yildizi gormek mumkundur.
Sahra colundeki Tidikelt kasabasina on yil boyunca hic yagmur yagmami$tir.
Ba$kan John F. Kenndy, yirmi dakikada dort gazete okuyabilirdi.
Mumyalarin ayak parmaklari tek tek sarilarak mumyalanmi$tir.
Dunyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almi$ti.1878 yilinin $ubat ayinda Connecticut New Haven'da yayimlanmi$ti.
Yataktan du$erek olme olasiligi iki milyonda birdir.
Ünlu cizgi film kahramani Temel Reis, 1919 yilinda Elzie Crisler Segar tarafindan yaratildi.
İlk cama$ir makinesi 1907 yilinda Hurley Machine Co. Tarafindan pazarlandi.
Kita isimlerinin hepsi ayni harfle ba$layip ayni harfle biter.
Herhangi bir okyanusun en uzak oldugu nokta cin'dir.
Ki$ aylarinda, Moskova'daki buz pateni pistleri 250 bin metrekarelik bir alani kaplar.
Rusya'da dogudan batiya dogru seyahat edilirse, yedi saat ku$agi gecilir.
Norvec'in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gunduz gune$li gecer.
Sadece di$i sivrisinekler isirir.
Dunyada her dakika iki tane du$uk $iddette deprem olmaktadir.
Hindistan'daki yillik dogum sayisi, Avustralya'nin toplam nufusundan fazladir.
Rusya'nin dortte biri ormanlarla kaplidir.
Tarih boyunca yeryuzunde bulunan altin 200 kat daha fazlasi okyanuslarda bulunmaktadir.
Kopeklerin ter bezleri ayaklarindadir.
Yazar Rudyard Kipling sadece siyah murekkep kullanirdi.
Mickey Mouse'dan once en me$hur cizgi film kahramani Felix The Cat'di.
Larry Hagman (JR.)Dallas dizisinin setinde hic kimsenin sigara icmesine izin vermezdi.
Salataligin yuzde 96'si sudur.
Bir kilo limonda bir kilo cilekten daha fazla $eker vardir.
Peru'da hic umumi tuvalet yoktur.
Timsahlar renk korudur.
Yarim kilo bal yapabilmek icin arilar iki milyondan fazla cicekten bitki ozu toplamak zorundadirlar.
Sadece di$i kanaryalar otebilir.
Tarantulalar iki bucuk yil yiyeceksiz ya$ayabilirler.
Havuca rengini karoten verir.
İnciler sirkede erir.
Venus saat yonunde donen tek gezegendir.
İnternetin yillik buyume yuzdesi 314.000'dir.
Rodin'in unlu 'Du$unen Adam' heykeli aslinda İtalyan $air Dante'nin portresidir.
En fazla asfaltli yola sahip ulke Fransa'dir.
Sihirli sozcuk 'abrakadabra' ilk olarak yuksek ate$li hastalarin ate$lerini du$urmek icin soylenmi$ti.
Marilyn Monroe'nun alti ayak parmagi vardi.
Albert Einstein dokuz ya$ina kadar duzgun konu$amami$ti.
Her iki taraf da kan bagi$inda bulunursa, Paraguay'da duello yapmak yasaldir.
Eiffel Kulesi'nin tepesine cikana kadar 1792 basamak vardir.
Hindistan`da oyun kagitlari yuvarlaktir.
Cocuklar baharda daha fazla buyuyor.
Odemeli telefon konusmalarinin cogu babalar gununde ediliyor.
Ortalama bir pire, kendi buyuklugunun 150 katiyukseklige ziplayabiliyor.Bu orani tutturmak icin bir insanin yaklasik 30 metre ziplamasi gerekli.
Eger barbie gercekten yasasaydi vucut olculeri 97-72 82 cm olacakti.
insanlar vucutlarinda 300 adet kemikle doguyorlar ama yetiskin olduklarinda bu sayi 206 ya dusuyor.
Her dort amerikalidan biri mutlaka televizyonda gorunuyor.
Uyurken, televizyon seyrederken yaktigimizdan daha fazla kalori harciyoruz.
Kelebekler ayaklariyla tat alirlar.
Sari$inlarin esmerlere gore daha fazla saci vardir.
Yillara gore ortalama alindiginda , her sene esekler tarafindan oldurulen insan sayisi ucak kazalarinda olenlerin sayisindan dahafazla.
Kadinlar erkeklere oranla iki kat fazla goz kirpar.
insan vucudundaki en guclu kas dildir.
Gozleri acik tutarak hapsirmak imkansizdir.
insanlar beyinlerinin sadece %10`unu kullanirlar.
Filler ziplayamayan tek memelidir.
Elektrikli sandalye bir disci tarafindan icat edilmistir.
Bir karincanin koku alma yetenegi en az bir kopeginki kadar gelismistir.
Amerikan havayollari, ucuslarda yolculara sundugu kahvaltilarda hertepsiden bir zeytini kaldirarak 1987 yilinda 40 bin dolar kar etmistir.
Yetiskin bir ayi, bir at kadar hizli kosabilir.
Atlarin insanlardan 18 tane fazla kemigi vardir.
Fareler kusamaz.
Hapsirdiginiz zaman, kalbiniz de dahil olmak uzere butun vucut fonksiyonlariniz bir an icin durur.
Tom sawyer daktiloda yazilan ilk romandir.
Hamambocekleri yaklasik olarak 250 milyon yildir yasadiklari halde hicbir degisime ugramamislardir.
Gozlerimiz hicbir zaman buyumez. Ama burnumuz ve kulaklarimizin buyumesi asla sona ermez.
Kediler ultrason seslerini duyarlar.
Zurafalarin ses telleri yoktur.
Bir hamambocegi kafasi koptuktan sonra acliktan olmeden dokuz gun yasayabiliyor.
ingiltere`deki butun kugular kralicenin malidir.
Kutup ayilari solaktir.
Amerika`da satisa sunulan ilk cd, bruce springsteen`in "born in theusa" albumudur.
Bir karinca kendi agirliginin elli kati agirligi kaldirabilir.
Timsahlar dillerini disari cikaramazlar.
Zurafa 35 cm uzunlukta siyah bir dile sahiptir.
Yunuslar bir gozleri acik uyurlar.
Kangurular geri geri yuruyemezler.
Zebralar beyaz uzerine siyah cizgilidir.
Dunyanin bir numarali domuz ureticisi ve tuketicisi cinliler.
Bugune kadar bilinen en agir bobrek tasi 1.36 kg.
Dunyanin en hizli buyuyen bitkisi bambu, bir gunde 90 cm kadar uzuyor=.
18 subat 1979 yilinda sahra colune kar yagmisti.
İnsanlar yasamlari boyunca alti filin agirligina esit miktarda yiyecek tuketiyorlar.
Dunyanin en buyuk seker ihracatcisi kuba`dir.
Eskimo dilinde kar yagislarinin farklarini tarif etmek icin kullanilan yirmiden fazla sozcuk vardir.
En yakin olduklari noktada, rusya ve amerika`nin birbirlerine uzakliklari dort km `den daha azdir.
Mexico city her sene 25 cm kadar batiyor.
Buckingham sarayi`nda 602 oda bulunuyor.
Yeni zelanda, dunyadaki her turlu iklimin yasandigi tek ulke.
Peru `da hic umumi tuvalet yoktur.
Newton, yer cekimi kanununu fark ettigi zaman 23 yasindaydi.
Dunyada insan basina dusen karinca sayisi bir milyon.
Sag elini kullanan insanlar sol elini kullananlara gore ortalama dokuzyil daha fazla yasiyorlar.
Bir big mac hamburgerin ekmeginde ortalama 178 adet susam bulunuyor.
Bir insan yasami boyunca iki yuzme havuzunu dolduracak kadar tukuruk salgilar.
Central park`ta yuzmek yasalara aykiridir.
Kirli kar, temiz kardan daha kolay erir.
Pablo picasso, parasizlik cektigi genclik gunlerinde yaptigi resimleri yakarak isinirdi.
Suudi arabistan`da hic irmak yoktur.
Monakonun ulusal orkestrasi ordusundan daha genis bir kadroya sahiptir.
Zurafalar yuzemez.
Ortalama olarak, amerika`da gunde uc adet cinsiyet degistirme operasyonu gerceklesmektedir.
İnsan beyninin % 80`i sudur.
Amerika`da her saat 40 kisi kanserden hayatini kaybediyor.
Bir kromozom bir genden daha buyuktur.
ileri dogru bir adim atildiginda, insan vucudundaki 54 kas calisir.
insan beyninin ortalama agirligi 1.3kg`dir.
Birinin yuzunu hatirlamak icin beynin sag tarafi kullanilir.
Ortalama bir insan hayati boyunca iki yilini telefonda konusarak harciyor.
Ortalama bir buzdaginin agirligi 20 milyon ton.
New york bir zamanlar amsterdam`di.
Virginia woolf kitaplarinin cogunu ayakta yazmistir.
Pablo picasso, parasizlik cektigi genclik gunlerinde yaptigi resimler yakarak isinirdi.
Sigirlarin dort tane midesi vardir.
Zurafalar yuzemez.Yuzse bile kesin bogulur
Sadece bir tane kovboy filmi kadin yonetmen tarafindan cekilmistir.
Dollenmeden sonra cocugun boyu 5 milyon kat buyur...
Yetiskin bir insan gunde ortalama olarak 23 bin kez nefes alir.
Kaslari yukari kaldirmak icin 30 kasi harekete gecirmek gerekiyor.
Erkekler kadinlara gore on kat daha fazla renk koru oluyorlar.
Sadece bir tane kovboy filmi kadin yonetmen tarafindan cekilmistir
Penguen yuzebilen ama ucamayan tek kustur.
Sineklerin bes gozu vardir.
Baykus mavi rengi gorebilen tek kustur
Bugune kadar bilinen en agir bobrek tasi 1.36 kg |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 28/4/2007 - MOR - İnci ARAL
Bir bahçıvanın oğlu, eski solcu, yeni işadamı İlhan, gençlik yıllarında sıradan bir evlilik yapmış, ancak ellisini geçtikten sonra kendinden otuz yaş genç bir kapıcı kızına tutularak ondan bir de çocuk sahibi olmuştur. Hayatında yeni bir sayfa açma isteğiyle eşinden boşanma çabası içindedir. O gece sahip olduğu turistik otelde sevgilisi ve akrabalarıyla birlikte oğlunun birinci yaşını kutlayacaklardır. Konuklar arasında İlhan'ın mutsuz kız kardeşi ve profesör erkek kardeşiyle onun karısı da vardır. İlhan'ın birlikte yaşadığı genç kadının, bir odada ölümü bekleyen babası ve birkaç yakını da oteldedirler. Öte yandan İstanbul'daki eş ve yazlıktaki baldız da sahnenin dışında, ama olayın içinde yer alırlar. Mor, İlhan'ın gördüğü tekinsiz bir rüyayla başlar ve yirmi dört saatlik bir sürede geçer; ancak kişilerin geçmişlerine ve geleceğe yönelik düşüncelerine doğru genişleyip yayılarak uzun bir zamanı kapsar.
İnci Aral, derin gözlenmiş roman kişileri yoluyla, bireylerin bir noktada kesişen, iç içe geçen hayatlarını ve savrulma süreçlerini; ülkedeki insan, ilişki ve değerlerin çözülme koşulları içerisinde, herkesin kendindin çok şey bulacağı bir biçimde anlatıyor. Mor'un odak noktasında ise erkekler var. İnci Aral, gerilim dolu, gizemli, sürükleyici bir roman atmosferi kuruyor ve erkek dünyasının karmaşık labirentlerinde dolaşarak, onları yan tutmadan, şefkat ve incelikle anlamaya çalışıyor. Sevgiyle nefret; alışkanlıkla yenilik arzusu; değişme isteği ile korkular; içtenlik ve gizlenme gibi karşıtlıklar arasında bocalayan erkeklere yakından bakarken, edilgenlik ve var olma çabası; boşlukla gerçeklik; yaşamakla ölmek uçları arasında gidip gelen kadınları da erkeklerin dünyasındaki yerlerine oturtuyor. İnci Aral okurlarınca iyi bilinen kurgu, yazın ve dil ustalığı ile elbette. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 11/4/2007 - Orijinal Düşünme Sanatı
|
|
|
Orijinal Düşünme Sanatı
|
|
Jan Phillips ; PRESTİJ YAYINLARI
|
|
|
|
|
|
Kazancınızdan fedâkarlık etmeden daha iyi bir iş ve daha iyi bir dünya yaratmak ister misiniz?"Orjinal Düşünme Sanatı'nın amacı, küresel yarar için evrimsel düşüncenin görünen ve sesini duyurucan temsilcileri olmak isteyen liderlerine ilham vermek. Şahsen ben kitabı elimden bırakamadım. Bu kitabın, sizi de benim gibi, ileri... | | |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 4/4/2007 - De ki işte - Oruç Aruoba
"yaşamda yapabileceklerin, zaten, yapabildiklerin
olacak - ama yapabildiklerin, yapabileceklerinden
daha az olabilecek : ıskalayabileceksin - bundan da
korkma, kaçınma; zaten, yapabileceklerini
yapabildiklerinden ayrı, bağımsız olarak
saptayabilseydin, 'herşeye kadir' olurdun!
yapabileceklerine boşver - yapabildiklerini yap!"
ancak arada bir gerçekten yaşayacaksın: duygusal olarak "unutulmaz bir an" denen yaşam aralıklarından birinde, tam kendin olarak, tam kendisiyle yüzyüze geldiğin bir başka kişiyle birlikte, birşey yaşadığında (bir sevinç, bir acı...) -- o zaman gerçekten yaşarsın.
ama bu "an"ları son derece seyrek yaşarsın (kimi insanlar -- çoğunluk? -- bunları hiç yaşamaz belki); son derece de kısa... gene de, bunların sağladığı anlam yoğunluğu, yaşamının bütün geriye kalan çölünü yeşertmeye yetecek. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
13temmuz@gmail.com Paylaşımlarını Bekliyoruz...
E - dergi, Elektronik, Medya, Kültür -Sanat,Yaşam,Sinema, Bovling, Aktivite, GO, Tiyatro, Satranç, Tabu, Scrabble
Bağlantılar
• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
• Arkadaşlarım
• e-posta
• Blog RSS
• 13 TEMMUZ • Said Saidoğlu • Arkadaşlar • 13 TEMMUZ Haber Grubu • Nostalji Saati • http://www.sinanoglu.net/ • Türk Dik Kurumu • Bilkent Kütüphanesi • Takip Edilesi Dergiler • Mümin Sekman'dan beyin kullanma kılavuzu • ART • Dilimize Sahip Çıkalım • radikall • Fırsat Yağmuru • Photoshop • Yarışmalar • Freelance Çalışmak • Web Arşivleri (Eski siteler) • İlk Nokta • Arşiv Hürriyet • Toolbar tuulbar • HEP OKU Merkez Dergi • Bildirgeç • MORYONCA • Trafik Kameraları • MP3 • Araç Plaka Sorgulama • Doğa Derneği • Youtube Video Çevirici • TR Kitap MP3 • İstanbul Kültür Sanat Dostları • sunipeyk • imagini • Arka Kapak • Moleschino Akıl Defteri • BlogcuBUL • ANA Fikir • Aktüel NET Dublaj • Mp3Kenti • Dönüşüm Konağı • View MY TV izle • Radyo KARYANIĞI • KPSS Bankası • KPSS Online • Türkçeleştiriyoruz< • KİBAR TAVASAV • Ayıp ŞEyler
Kategoriler
Arkadaşlar
• seedorf • kutu • zelis • caglar • kupavalesi • kirac34 • sibelsaid • crazy41 • E.YÜKSEL ÜSTÜNER • mekatronik • perfect • halimcal • saidsaidoglu • gununsozu • yust1 • shade • beylikduzu • kevsergur • inky • gelincik1974 • Kâmuran Esen • orcad • bereket • c2n3r • sakagibi • burcuercis
|
 |
|