HERZAMANENUCUZ.BLOGCU.COM DA KARGO DAHİL ÜRÜNLER

Ana Sayfam Yapayım | Favorilerime Ekleyeyim
netkitap.com Google Gruplar Beta
13 TEMMUZ Grubuna Sende Katıl
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

• 21/3/2008 - Şu da Var

bir de var sen koynumda yatıyorsun
güzelsin güzelliğin mutlak amenna
kızlığın masanın üstünde
kocana saklıyorsun

oysa koca da ne benim kollarım var
soy bir portakal yedir bana dilim dilim
ben uzunminareliyimdir doğma büyüme
ne yapıp yapıp denizi görmek isterim

 

Cemal Süreya

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19/3/2008 - Vadideki Zambak

Kategori: Edebiyat

yazar gizliden gizliye kendi hayatını yansıtmıştır romana. pek platonik olmayan bir aşkın hikayesidir. kadın erkek ilişkileri üzerinde sağlıklı karar verme yetimi bana kazandırmıştır. roman felix'in nişanlısına yazdığı uzunca bir mektuptan ibarettir. romanın sonunda ise nişanlısının felix'i hayal kırıklığına uğratan mektubu yer alır. insanın gözleri dolar, bir hoş olur..

"ilk yaz günleri çabuk geçer; iyi kullanmasını bilin. onun için etkileyici kadınlarla birlikte olun. etkileyici kadınlarda yaşlılardır. onlar size kişiler arasındaki bağlılıkları, ailelerin sırlarını, sizi amaca götürecek kestirme yolları öğretirler. kendilerini yürekten verirler size. size büyük yardımları olur; sizi göklere çıkarırlar, istenir kişi yaparlar.

genç kadınlardan kaçın! elli yaşında bir kadın sizin için her şeyi hapar, yirmi yaşında bir kadın hiçbir şey. o sizin bütün hayatınızı ister; öbürünün ise sizden istediği bir dakikadır, bir tek ilgidir.

genç kadınlarla alay edin, her şeylerini alaya alın; ağırbaşlı bir şey düşünemez onlar. genç kadınlar bencildirler. bayağıdırlar, gerçek dostlukları yoktur. ancak kendilerini severler, bir başarı üzerine sizi gözden çıkarabilirler. ayrıca, hepsi sizden bağlılık bekler; sizin durumunuz ise onların size bağlılık göstermesini gerektirir: birbiriyle bağdaşamaz iki istek. hiçbiri sizin çıkarlarınızı anlayamaz. hepsi kendini düşünür, sizi değil. hepsi bağlılıklarıyla size yardım ettiklerinden çok, saçma hevesleriyle size zarar verirler. hiç çekinmeden vaktinizi alırlar, nice servetleri kaçırmanıza sebep olurlar. dünyanın en büyük nimetlerinden yoksun bırakırlar. sozlanacak olursanız, içlerinden en aptalı bile eldiveninin bir tekinin dünyaya bedel olduğunu, ona kölelik etmek kadar bir erkeğe hiçbir şeyin şeref vermeyeceğini söyler. hepsi size mutluluk verdiğini söyleyecek, talihin nice imkanlarını size unutturacaklardır. onların verecekleri mutluluğa güven olmaz.

akıllarına eseni yerine getirmek gelip geçici bir zev ki yeryüzünde başlayan, göklerde sürüp gitmesi gereken bir aşka çevirmek için ne ustaca oyunlar çevirirler, bilemezsiniz. sizi bırakacakları gün "seni artık sevmiyorum" sözünün ayrılmaya yeter olduğunu söyleyeceklerdir, nasıl ki "seni seviyorum" sözü de sevgilerini hoş görmenizi gerektirirdi. sevmek, sevmemek insanın elinde değilmiş. saçma bir inanış! inanın, gerçek aşk ölümsüzdür, sonsuzdur, neyse hep odur; tamdır, tertemizdir, sert çıkışları yoktur; ak saçlı görünür ama gönlü hep gençtir.

kadınların en az kurnazının bile bitmek tükenmez tuzakları vardır. en aptalı pek az kuşku uyandırdığı için üstün gelir. en tehlikelisi sizi niçin sevdiğini bilmeyen kadınlardır. hiç yoktan sizi bırakıverir; aklına eser, yine size döner. ne var ki hepsinin, ya bugün, ya yarın size zararı dokunacaktır..."

henriette

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 25/2/2008 - Yalnız bir opera - Murathan MUNGAN

Kategori: Edebiyat


ve bitti...

sonra yalnız bir opera başladı

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim.

imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu.
ve elbet üzerinde durulmuyordu.
sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
biraz daha fazla sevdiğim,
biraz daha önem verdiğim.

başlangıçta dogruydu belki.
sıradan bir serüven,
rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
gün günden hayatıma yayılan,
varlığımı ele geçiren,
büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
ve hala bilmiyordun sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim
anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
bütün kazananlar gibi
terk ettin

yaz başıydı gittiğinde,
ardından,
senin için üç lirik parça yazmaya karar vermistim.
kimsesiz bir yazdı.
yoktun.
kimsesizdim.
çıkılmış bir yolun ilk durağında
bir mevsim
bekledim durdum.
çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki küskün kedere,
gür kirpiklerinin altından kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sozcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yaz başıydı gittiğinde.
sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti mayıs.
seni bir şiire düşündükçe
kanat gibi, tüy gibi,
dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.

yaz başıydı gittiğinde.
bir aşkın ilk günleriydi daha.
aşk mıydı, değil miydi?
bunu o günler kim bilebilirdi?
"eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen"
notunu buldum kapımda.
altına saat:16.00 diye yazmıştın,
ve 16.04'tü onu bulduğumda.

daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
takvim tutmazlığını
aramızda bir düşman gibi duran
zaman'ı
daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını

gittin.
koca bir yaz girdi aramıza.
yaz ve getirdikleri.
döndüğünde eksik,
noksan bir şeyler başlamıştı.
sanki yaz, birbirimizi
görmediğimiz o üç ay,
alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan,
olmamıştı, eksik kalmıştı.

kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
adımlarımız tutuk,
yüreğimiz çekingen,
körler gibi tutunuyor,
dilsizler gibi bakışıyorduk.
sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.

fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. zamanla
gözlerimiz açıldı,
dilimiz çözüldü
güvenle ilerledik birbirimize.
gittin.
şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
biliyorum
ne sen dönebilirsin artık,
ne de ben kapıyı açabilirim sana.

şimdi biz neyiz biliyor musun?
akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
birbirine uzanamayan
boşlukta iki yalnız yıldız gibi
acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra
batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
bizden diyorum, ikimizden
ne kalacak?

şimdi biz neyiz biliyor musun?
yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. umut
ve korkunun
hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını
bilmeyen
çocuklar gibi
ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
yazıya oturup
sonu gelmeyen cümleler kurmak,
camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...
böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar,
eşyalar gözünüzün önünde durur
birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
cağrışımlarla ödeşemezsiniz

dışarda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
bir ayrılığın ilk günleridir daha
her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta

gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saat tiktakları
kaplar tekin olmayan göğünüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara

boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak,
eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasinda
kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden
yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente,
bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye,
ameliyata alınmaya kendimizi hazırlar gibi

yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir an'ın, yalnızca bir an'ın bütün bir hayatı kapladıgı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar

denemeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdir intihara bu kadar

bana zamandan söz ediyorlar
gelip size zamandan söz ederler
yaraları nasıl sardığından,
ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
zamanla ilgili
bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
hepsini bilirsiniz zaten,
bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
dahası onalar da bilirler.
ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
bittiğine kendini inandirmak,
ayrılığın gerçeğine katlanmak,
sırtınızdaki hançeri çıkartmak,
yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
kolay değildir
bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
zaman alır.
zaman,
alır sizden bunların yükünü
o boşluk dolar elbet,
yaralar kabuk bağlar,
sızılar diner, acılar dibe çöker.
hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
o boşluk doldu sanırsınız
oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
dilerim geri teper.
yoksa gerçekten
bitmişsinizdir.

zamanla yerleşir yaşadıkların,
yeniden konumlanır, çoğalır anlamları,
önemi kavranır.
bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey,
çok sonra değerini kazanır.
yokluğu derin
ve sürekli bir sızı halini alır.
oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır

ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
bunlar da bir işe yaramadıysa
demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda

bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim.
bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her çağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları,
sarhoşların ve sucluların unuttuklarını hatırlamaktan
uzun uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
duyarlığın gece mekteplerinden geldim
bütünlemeli çocuklarla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı. bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
ilerledikçe...kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
aşk ve acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
daha şiir bitmeden.
karardı dizeler.
ask...bitti. soldu siir.
büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden

daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
aşk yalnız bir operadır, biliyordum: operada bir gece
uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği tarapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani coğalarak
tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. terli ve kirliydim.
sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
panayır yerleri...panayır yerleri...
ölü kelebekler...ölü kelebekler...
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

aşkın bir yolu vardır
her yaşta başka türlü geçilen
aşkın bir yolu vardır
her yaşta biraz gecikilen
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
sen de değilsin. o da değil
kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. bitmemiş bir şiirin ortasında
darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey

şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden

dönüp ardıma bakıyorum
yoksun sen
ey sanat! her şeyi hayata dönüştüren

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 14/2/2008 - Kurt Seyt & Shura

Kategori: Edebiyat

Cesur bir girişim. Herkes cesaret edemez. XIX. yüzyıl anlatımı ile, Tolstoy, Balzac, Zola tarzında yazılmış. Dönemini iyi bir klasik roman mimarisi ile çok iyi anlatıyor. `Klasik Roman` budur.

-Attilla İlhan-

... Eğer bu belgesel ayrıntılar olmasaydı, ortaya daha `yoğun duygusallıkta` bir `aşk romanı` çıkardı diyenler, bu ilginç çalışmanın özünü yok ederler. Sayısız karakterleri, ince ayrıntıları, sinematografik mekan değişimleri ile `Mufassal` bir dramatik olarak tanımlanabilir bu kitap...

-Jak Deleon-

Yazar, diaspora acıları çeken tüm insanların evrensel hüznünü temsil ediyor.

-Yaşar Aksoy-

1890`ların Rusya`sından 1920`lerin Türkiye`sine uzanan bir dönemi anlatan Kurt Seyt & Shura`da sadece aşk değil, o günlerin Rusya`sı ve Türkiye`si de var... Hatta daha fazlası var. Günümüz Rusya`sı bunca hızla değişirken dünün Rusya7sını kim merak etmez ki? Ve de dünün İstanbul`unu...

-Hıncal Uluç-

Edebiyat dünyasına "Uyandıran Aşk" isimli şiir kitabı ile adım atmış olan Nermin Bezmen, bu kez Çarlık Rusyasının debdebeli yaşantısından Bolşevik ihtilali ile İstanbul`a sürüklenen hayatları anlatıyor. 1892`nin Yalta`sından St. Petersburg`un saltanat günlerine, Karpatlar cephesinden ihtilalin cehennemine ve nihayet işgal altındaki İstanbul`a, 1920`lerin Pera`sına, macera dolu bir yolculuk yapacaksınız. Onlarla beraber polkaların, troykaların sihirli alemini, ihtilalin acımasızlığını, parçalanmış Osmanlı İmparatorluğunun son günlerini yaşayacaksınız.

Kurt Seyt: Mirza Eminof`un oğlu olarak servet ve ünvanla doğmuştu. Yakışıklıydı, hırslıydı, cesurdu. Çar Nikola`nın Muhafız Alayında genç bir Üsteğmen oluşu onu Bolşeviklerin ölüm listesine dahil etmişti. Kaçarken getirdiği bir taka dolusu silahı Mustafa Kemal`in Kuva-yi Milliyesine teslim ettiğinde, karşılık istemeyecek kadar gururluydu. Hayatına sıfırdan başlarken elinde kalan serveti sadece gururu ve aşkıydı.

Shura: Tchaikovsky nağmelerinin romantizmi ile sarılmış karlı bir Moskova gecesinde, henüz onaltısındayken saf güzelliği, beklentisiz aşkı ile Seyit`in dünyasına girdi. Ailesinin ünvanı, serveti onun da ülkesinde kalmasına yardımcı olamadı. Sevdiği erkekle atıldığı bu macerada bir daha hiç göremeyecekleri vatanlarının, ailelerinin, artık yaşamayacakları geçmişlerinin hasretlerini birbirlerinin aşklarında dindirmeye çalıştılar.

Büyük bir aşkın, harbin, ihtilalin, hasret ve hüzünlerin hikayesi ile okuyucuyu baştan sona kendine has bir tat, merak ve heyecanla sürükleyen, uzun süren araştırmaların gerçeklikle aktarıldığı bir roman, "Kurt Seyt ve Shura."

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/9/2007 - Kırmızı Pazartesi - Gabriel Garcia Marquez

Kategori: Edebiyat

Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi özyaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum.

GABRIEL GARCIA MARQUEZ

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/9/2007 - Martin Eden - Jack LONDON

Kategori: Edebiyat

bir resimleri kıtap olmasına ragmen bence bır klasık


Bir yaratıcının çektikleri
Hikâye ABD'de, 1800'lü yılların ikinci yarısında başlar. Kapitalizmin en çıplak ve vahşi sömürüsünün yoksul kitleleri ezip geçtiği bu yıllarda, genç bir adam zengin bir kızla karşılaşır. İlk görüşte aşk diyelim isterseniz buna; ama hislerden ziyade hırslara dayalı bir aşk... Genç adam, yani Martin Eden, eğitimsiz yoksul bir denizcidir. Ruth'sa zengin bir ailenin üniversite öğrencisi narin kızı. Ruth'un yaşadığı ev, dış görünüşü, bilgisi ve kültürü Martin'in dünyasının öylesine dışında ve öylesine parıltılıdır ki, Martin imgeleminde melekler katına çıkaracaktır Ruth'u. Belki de kızın maddi gücüne erişmesinin ilk elde imkânsızlığından, onun bilgi ve kültürüne sahip olmayı hedefler kahramanımız. Günlerini halk kütüphanesinde geçirmeye başlayan Martin, kitapların dünyasına açılır. Başlangıçta bir şey anlamasa bile, bıkmadan usanmadan okur; Marx okur, Nietzsche okur, en çok da edebiyat metinlerini okur. Kafasına yazar olmayı koymuştur artık. Sadece edebiyat aşkından değil, yazarak zengin olabileceğine de inanmaktadır.
Bir yandan geçimini sağlamak için gemilerde çalışmayı sürürürken, diğer yandan büyük bir sebatla hiç durmadan üretir; makaleler, hikâyeler ve şiirler yazar. Ancak ürünlerini gönderdiği gazete ve dergi editörlerinden gelen yantlar hiç yüreklendirici olmaz. Neyse ki aralarındaki sınıfsal farklara rağmen Ruth'la ilişkileri kopmamış, tersine kızda da Martin'e karşı gizli duygular uyanmaya başlamıştır. Ruth, Martin'i edebi heveslere boşverip para kazanmasını sağlayacak gazetecilik mesleğine yönlendirmeye çalışır. Martin'se gazeteciliğin yazarlık becerisini baltalayacağını düşünmektedir. Maddi manevi her türlü zorluğu göğüsleyerek kendi bildiği yoldan ilerleyecek ve sonunda edebi çevrelere kendisini kabul ettirecektir. İlk kitabı çok kısa zamanda büyük satış rakamlarına ulaştığında yayımcıların yeni kitap, makale ve hikâye taleplerini karşılayamaz hale gelir. Hatta, bir zamanlar burun kıvrılan şiirleri bile göklere çıkarılmış, büyük telif ücretleri ödenerek yayımlanmıştır. Şöhret ve parayla birlikte zengin çevrelerin ilgisini de kazanan Martin'in sevgilisiyle bir araya gelmelerinin önündeki engeller aşılmıştır...
İlk bakışta Yeşilçam ve Hollywood sinemalarının salon romantizmini hatırlatan, "Hani bir zamanlar hakir gördüğünüz yoksul ama onurlu bir genç vardı" repliğiyle özetlenebilecek bir roman gibi görünüyor. Ne var ki Martin'in hikâyesi henüz bitmedi; daha önce değersiz buldukları yeteneği önünde ancak başarıya, üne ve paraya kavuştuğunda saygıyla eğilen burjuva sınıfının iki yüzlü değerlerinden, içi boş estetizminden, kofluğundan tiksinecektir genç adam. Ekmeğini kas gücüyle kazandığı günlerdeki coşkulu ve tutkulu kişiliğini özlemektedir. Yükselmek için verdiği onca mücadelenin sonunda 'Amerikan Rüyası'nı gerçekleştirmiş ama o rüyadaki cennetin aslında cehennemi andırdığını fark edebilmiştir. Şöhret ve servet merdivenine tırmanırken içinden çıkıp geldiği kesimlerle de bağlarını koparan Martin için bundan böyle 'iş bitmiştir'...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/7/2007 - Gılgamış Destanını

Kategori: Edebiyat

Elinin tutmazlığı gitsin! Vücudunun ağırlığı yok olsun! Arkadaşım, koluma asıl, birlikte inelim. Gönlün savaşa doysun! Ölümü unut, korkma! Kendisini koruyan adam, arkadaşını da sağ tutsun! İnsanlar ölünce kendilerine ad yaparlar!" Gılgamış Destanınıdan alınmıştır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/7/2007 - Bazen...

Kategori: Edebiyat

Bazen...

Yıldızları süpürürsün farkında olmadan...

Güneş kucağındadır... Bilemezsin...

Bir çocuk gözlerine bakar... Arkan dönüktür...

Yüreğinde kuruludur orkestra... Duymazsın...

Koca bir sevdadır profilini okuduğun... Anlamazsın...

Uçar gider... Koşsan da tutamazsın !...

W.Shakespare

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/7/2007 - Herkes Sevdiğini Öldürür

Kategori: Edebiyat

Ama gene de herkes sevdiğini öldürür,  
Bu böyle bilinsin,
Kimi bunu kin yüklü bakışlarıyla yapar,
Kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür,
Korkak, bir öpücükle,
Yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür!

Kimi insan aşkını gençliğinde öldürür,
Kimi sevgilisini yaşlılığına saklar;
Bazıları öldürür Arzunun elleriyle,
Altın’ın elleriyle boğar bazı insanlar:
Bunların en üstünü bıçak kullanır çünkü
Böylelikle ölenler çabuk soğuyup donar.


Bu şiiri hapishane yılları sırasında tanık olduğu Thomas Wooldridge'in idamından etkilenerek yazmıştır. Thomas Wooldridge sevgilisini öldürmüş ve idama mahkum olmuştur.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 4/7/2007 - KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

Kategori: Edebiyat


1
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye.

2
Mesele falandeğildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşm uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar , götürdüler.
Yıkandı , namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

3
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki ,
Kendi gitti
İsmi bile kalmadı yadigar.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında , el yazısıyla:
"Ölüm Allahın emri,

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
[Valid RSS]

13temmuz@gmail.com Paylaşımlarını Bekliyoruz...

E - dergi, Elektronik, Medya, Kültür -Sanat,Yaşam,Sinema, Bovling, Aktivite, GO, Tiyatro, Satranç, Tabu, Scrabble

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
13 TEMMUZ
Said Saidoğlu
Arkadaşlar
13 TEMMUZ Haber Grubu
Nostalji Saati
http://www.sinanoglu.net/
Türk Dik Kurumu
Bilkent Kütüphanesi
Takip Edilesi Dergiler
Mümin Sekman'dan beyin kullanma kılavuzu
ART
Dilimize Sahip Çıkalım
radikall
Fırsat Yağmuru
Photoshop
Yarışmalar
Freelance Çalışmak
Web Arşivleri (Eski siteler)
İlk Nokta
Arşiv Hürriyet
Toolbar tuulbar
HEP OKU Merkez Dergi
Bildirgeç
MORYONCA
Trafik Kameraları
MP3
Araç Plaka Sorgulama
Doğa Derneği
Youtube Video Çevirici
TR Kitap MP3
İstanbul Kültür Sanat Dostları
sunipeyk
imagini
Arka Kapak
Moleschino Akıl Defteri
BlogcuBUL
ANA Fikir
Aktüel NET Dublaj
Mp3Kenti
Dönüşüm Konağı
View MY TV izle
Radyo KARYANIĞI
KPSS Bankası
KPSS Online
Türkçeleştiriyoruz<
KİBAR TAVASAV
Ayıp ŞEyler

Kategoriler

Arkadaşlar

seedorf
kutu
zelis
caglar
kupavalesi
kirac34
sibelsaid
crazy41
E.YÜKSEL ÜSTÜNER
mekatronik
perfect
halimcal
saidsaidoglu
gununsozu
yust1
shade
beylikduzu
kevsergur
inky
gelincik1974
Kâmuran Esen
orcad
bereket
c2n3r
sakagibi
burcuercis
netkitap.com



Dergiler
2023
Ağ Dünyası
Adres Dergi
Aksiyon
Alem
Alperenler
Altyazı
Altınoluk
Anadolu Gençlik
Araf
Araştırma
Atlas
Ay Vakti
Aydınlık
Bengisu
Beyan
Bilim ve Teknik
Bilişim Cumhuriyeti
Bilişim Rehber
Blue Jean
BT Haber
BT Vizyon
Bütün Dünya
Çalakalem
Canteen
Capital
Chip
Computer Life
Computer World
Dergi
Diyalog Avrasya
Doğu Batı
Doktor Dergisi
Düşünen Adam
Ekoloji Dergisi
Elektrik Dergisi
EMO Makine Market
Focus
Fotoğraf Dergisi
Fotoğrafya
Gaziler Dergisi
Gerçek Hayat
Gonca Dergisi
Gönülden Gönüle
Haksöz
Hastane Dergisi
Hece Edebiyat Dergisi
Hey Girl
Hür Gökbayrak
Iktibas
Ileri Dergisi
Ilk Adım
Imece
Inet Haber
Kadın Vizyon
Karakalem
Kardaşlık Dergisi
Kardelen Dergisi
Kargo Haber
Karizma Dergisi
Kedim ve Ben
Kırtasiye Dergisi
Level
Lezzet
Linux Bülteni
Mac World
Mercek
Metal Monster
Millet
Moral Dergisi
Nalburiye Dergisi
National Geographic
Netpano
Number One Dergi
Ozgur ve Bilge
PC Net
Platin
Sayha
Semerkand
Sol Dergisi
Sızıntı
Söz Ola
Telepati
Timeout İstanbul
Türk Dili Dergisi
Ufuk Ötesi
Voyager
Yankı
Yarın
Yeni Ümit
Yitik Ülke
Zafer Dergisi

Hurriyet.www.gazetealemi.com Zaman www.gazetealemi.com Radikal www.gazetealemi.com Milliyet www.gazetealemi.com Bugun www.gazetealemi.com Turkiye www.gazetealemi.com Vatan www.gazetealemi.com Sabah www.gazetealemi.com Yeni Safak www.gazetealemi.com

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:5
| Sonraki Sayfa
Ana Sayfam Yapayım | Favorilerime Ekleyeyim | Sonraki Sayfa