Kaynaklar : Türkiye Gezginler Kulübü, BBC 50 Places To See Before You Die, 100 Things To Do Before You Die, 1000 Places To See Before You Die, Concierge, Whats on When, Hillman Wonders, National Geographic, Bugbog, GEO, Lonely Planet, Travel & Leisure, Society of American Travel Writers, Fun Also Rises, Condé Nast Traveler, iexplore, Fun Hunter, World-Party, 7 Natural Wonders, Festivals, Wanderlust, DK Eyewitness Guides, UN World Haritage Sites, Baedeker Guides, Essential Guides, Virtual Tourist, Travel Ape, Quid, Theme Park Insider, City Search, Amusement Business Magazine, Time Out Magazine, Rough Guide, Travel Now, Fodors, Epinions, BRT
Hazırlayan : Koray Yeşilada * : Editör'ün seçimi
Ölmeden Önce Dünyada Görülecek "44 Yer"
·Londra (İngiltere)
·Fringe Festival (İskoçya)
·Pamplona San Fermin Festivali (İspanya)
·Paris (Fransa)
·Roma (İtalya)
·Venedik (İtalya)
·Oktoberfest (Almanya)
·Prag (Çek Cumhuriyeti)
·İstanbul (Türkiye)
·Kapadokya (Türkiye)
·Petra (Ürdün)
·Kahire & Piramitler (Mısır)
·Luxor (Mısır)
·Sharm-el Sheik'de Snorkelling (Mısır)
·Abu Simbel (Mısır)
·Marrakesh (Fas)
·Masai Mara Safari (Kenya)
·Ngorongoro (Tanzanya)
·Victoria Şelalesi (Zimbabwe) ,
·Ubut (Endonezya)
·Borobudur & Prambanan (Endonezya)
·Çin Setti & Pekin (Çin)
·Shanghai (Çin)
·Xian & Terracottalar (Çin)
·Hong-Kong (Çin)
·Kathmandu & Everest (Nepal)
·Taj Mahal (Hindistan)
·Pushkar Camel Fair (Hindistan)
·Angkor (Kamboçya)
·Bangkok (Tayland)
·Bagan (Myanmar)
·Kyoto & Nara (Japonya)
·Kandy Perahera Festival (Sri Lanka)
·Sydney (Avustralya)
·New York (ABD)
·Las Vegas & Grand Canyon (ABD)
·San Fransisco (ABD)
·Tikal (Guatemala)
·Rio Karnavalı (Brezilya)
·Iguassu Şelalesi (Brezilya & Arjantin)
·Bounes Aires (Arjantin)
·Moreno Buzulu (Arjantin)
·Cuzco & Machu Picchu (Peru)
·Trinidad Karnavalı (Trinidad&Tob)
Angkor Wat, dünyanın en büyük tapınağıdır.
Adaylar: Barcelona (İspanya), New Orleans Mardi Gras Festival (ABD), Hanoi (Vietnam)
Gize Platosu'nda Piramitler, Kahire, Mısır 1998 Fotoğraf: İzzet Keribar
Nil'de Gün Batımı, Assuan, Mısır 1986 Fotoğraf: İzzet Keribar
Avrupa'da mart ve nisan aylarında kutlanan Paskalya tatili, yurtdışına tur yapmak iseteyen Türkler için çok büyük bir fiyat avantajı yaratıyor.
Birçok Avrupalı tatil için dünyanın farklı yerlerine giderken, Avrupa'da boşalan oteller yarı fiyatına müşteri ağırlamaya, uçaklar da boş dönmek yerine büyük indirimlerle yolcu taşımaya hazırlanıyor.
Etstur Yurtdışı Operasyon Müdürü İbrahim Cenk Okumuş ile yurtdışındaki tatil avantajlarını, en uygun fiyatlı güzergahları ve diğer fırsatları konuştuk...
FİYATLAR BİR HAFTADA YARIYA DÜŞÜYOR
Okumuş, "hiç dikkatinizi çekti mi?"; diye söze başlarken, yıl boyunca hatırı sayılır fiyatlardan satışa sunulan turların bazı dönemlerde çok büyük bir düşüş gösterdiğine dikat çekti. Okumuş, şunları söyledi:
"Dünya turistlerinin gözdesi Barcelona, Roma, Paris gibi merkezler yıl boyunca 400- 800 euro fiyat aralığında satılırken bir de bakarsınız sudan ucuza Barselona turları ortalığı sarar birden bire… Ya da sadece uçak biletini almaya kalksanız 400 euro ödeyeceğiniz Roma’ya uçak, 3 gece otel ve şehir turu da dahil paket programları, uçak bileti fiyatının yarı fiyatına görüyorsunuz gazetedeki turizm ilanlarında… Programı incelediğinizde; aynı uçaklar, aynı oteller, aynı rehberler her şey aynı…Ama fiyatlar bir hafta öncesinin yarısı !!!
- Peki nedir bu işin sırrı?
İşin sırrı gidilen ülkede: Eğer bir ülkede toplu seyahat hareketine uygun bir zaman aralığı varsa (dini ya da milli bayramlar) fiyatlar bizim için cazip ötesi hale geliveriyor.
Örnek vermek gerekirse Paskalya.. Hz. İsa’nın ölüp tekrar dirilişlini simgeleyen, Hıristiyan aleminin Noel’den sonraki en önemli dini bayramı paskalya ay takvimi doğrultusunda mart ya da nisan ayı içinde Cuma-pazartesi günleri arasına yayılmış bir resmi tatil dönemi. Hemen tüm Avrupa ülkelerinde dini bayram özelliğinin yanı sıra, bahar bayramı havasında da kutlanır. Bazı ülkelerin halkları tarafından pek önemsemeyip birbirlerine yumurta ve çikolata hediye ederek geçiştirilirken, özellikle İspanyollar ve İtalyanlar için Paskalya tam da hafta sonu kaçamağı yapılacak bir fırsat.
- Türk turistler için nasıl bir fırsat var burada?
İspanyol tur operatörleri, binlerce İspanyolu sadece 4 - 5 günlük dönem için Türkiye’ye taşıyacak uçaklar kiralamak zorunda kalıyıor. Madrid’den İstanbul’a yolcu getiren uçaklar boş olarak geri dönerler, 5 gün sonra bomboş gelip, İspanyol yolcularını alıp giderler. İşte burada devreye bazı Türk tur operatörleri girer.
İspanyollara yapılan öneri çok mantıklı ve ilginçtir: “ Bu uçaklar nasılsa boş gidip, tatil sonunda da boş dönecekler; gelin siz bize bu boş yerleri makul bir fiyata verin bir sıfırdan iyidir”. Böylelikle turun ana maliyeti olan uçak fiyatı ciddi derecede düşürülmüş olur ve bu da satış fiyatına yansır haliyle…
BEKLENTİYİ ÇOK YÜKSEK TUTMAYIN
-Peki normal turlara göre herşey aynı mı?
Bunun gibi avantajlı fiyatlı turları satın alanların bilmesi gereken bazı önemli noktalar var, eğer bir takım ayrıntıların bilincindeyseniz beklentilerinizi ona göre sabitler ve yaptığınız seyahatten mutlu bir şekilde dönebilirsiniz. Ama normalin yarı fiyatından da ucuza aldığınız bir tur paketinden beklentileriniz çok yüksek olursa mutsuz olma ihtimaliniz de ortaya çıkacaktır.
Örneğin uçak saatleri... Her turist için ideal saatler sabah gidiş, akşam dönüşe imkân veren saatlerdir. Eğer bu dönemlerde ideal saat beklentisi içindeyseniz beklediğinizi bulmanıza ne yazık ki imkan yok. Sebebi gayet basit: uçaklar İspanyolların ideal saatlerine göre ayarlanır. Çünkü uçak parasının büyük kısmı onlardan çıkıyor. Sizin 199 euro ödediğiniz tura onlar 499 euro ödüyorlar.
Ya da otelin konumu... Beklentiniz Ramblas (Barcelona’nın en hareketli caddesi) üzerinde bir otelde kalmaksa, her şeyden önce bu konumdaki bir otelin gecelik fiyatının sizin tur için ödeyeceğiniz fiyattan daha fazla olduğu hususunu göz önünde bulundurmanız gerekir. Bu turlarda en ucuzundan başlayarak farklı kategori ve konum seçenekleri sunulur sizlere, otelin konumunun iyi olmasını istiyorsanız fiyatı biraz daha fazla olan seçeneklere yönelmeniz daha uygun olur.
MADRİD TURU 179 EURO
-Fiyatıyla öne çıkan hangi turlar var?
Mesela 19-23 Mart arası normalde 449 euro olan Madrid turunun fiyatı 179 eurodan başlıyor. Bu fiyata THY özel seferi ile gidiş dönüş, seçilen kategorideki otellerde oda-kahvaltı konaklama ve Türk rehberler eşliğinde şehir tanıtım turu da dahil.
Yine aynı tarihler arasında normalde 600 euro olan Porto -Lizbon turu 399 Euro.
Bir saklı kent olan İstanbul'un asude mekanlarından Boğaziçi manzarası temaşa edebileceğiniz, hem de fevkalade bir saray karşısında vakit geçirebileceğiniz bir mekan olan; Hıdiv Kasrı.. Yani İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakasında bulunan Çubuklu'da geniş bir koruluk içinde yer alan Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa'nın köşkü. Yüzyılımızın başında Osmanlı ülkesinin dillere destan yapısı şimdi sizi ağırlamak için kapılarını sonuna kadar açmış bekliyor.
İstanbul'un imparatorluk merkezi olduğunu hatırlatan nadide yapılardan biri olan Hıdiv Kasrı'nın ilginç bir hikayesi var. Osmanlı'nın Mısır Valisine Hıdiv deniyor. Geçen asrın sonunda genç yaşta Mısır Valisi olan Abbas Hilmi Paşa, Mısır'daki Anglo-Sakson nüfuzuna karşı Osmanlı-German desteği arar. Bu desteği alabilmek için Osmanlı payitahtında kalması gereken genç Paşa,1903 yılında Çubuklu'da 2 ahşap yalı satın alır. Zamanla yalılarının arkasındaki yamaçları ve üst düzlüğü kapsayan 270 dönümlük bahçeyi de alan Paşa,1907 senesinde İtalyan mimar Delfo Seminati'ye o devrin mimari modasına uygun olarak art nouveau tarzındaki muhteşem saray yavrusunu yaptırır. 1000 m2 alan üzerine yapılan, Boğaz tepelerinden iki kıtayı birleştiren, masmavi kanalı ve yeşil ormanlan seyredin kulesi ile müstesna bir yapıdır.
Çevresindeki koruluk, bülbülleri ve sincapları ile tanınır. Binaya yakın kısımlar gül bahçesi ile çiçek adası haline getirilmiştir.
Kasrın binası şato biçimindedir. Kapısının üzerinde Ay yıldızlı Hıdiv Tacı Bayrağı arma haline getirilip yerleştirilmiştir. Dışkapı giriş tamamen altın yaldız çiçek fıgürleriyle işlenmiştir. Yuvarlak mermer sütunlar, Teraslar, Hıdiv'in yatak odası; kulesi, mermer, ahşap ve kristal salonlan önemli özellikler taşır. Neo-Klasik, Neo-İslam, Neo-Osmanlı olarak, değerlendirilebilecek öğelerle bezenmiştir. Avrupa mimarisindeki gelişmeler, çiçek meyve ve av hayvanlarının resimleri, duvarlara, tavanlara, sütun başlıklarına işlenerek yapılmıştır.
Anadolu ile Rumeli yakasının boğaz uzunluğu aynı değildir. Anadolu yakasının kıyı uzunluğu 35 km iken Rumeli yakasının kıyı uzunluğu 55 km'dir. Rumeli yakasının daha uzun olması deniz sahil şeridinin çok girintili ve çıkıntılı olmasından ileri gelmektedir. Buna göre; Boğazın uzunluğu 16.64 deniz milidir. Yani; 30834m'dir. Düz uzunluk ise (Rumelifeneri-Anadolufeneri ile Kız Kulesi Sarayburnu arasındaki düz uzaklık): 29.900 km'dir.
Genişlik kuzey girişinde (Rumelifener-Anadolufener arası): 3328 m En dar yeri: Kandilli Burnu-Aşiyan Burnu arası 698 m En geniş yeri: Büyükdere Koyu - Umuryeri arası 3420 m Ortalama derinlik: 65 m En derin yeri: Kandilli Bebek arası 110 m En sığ yeri Aşiyan önünde 12.8 m Köprüler arası mesafe: 5514 m (Boğaziçinde Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü isimlerini taşıyan iki köprü var. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Sarıyer sınırları içindedir).
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü : Toplam uzunluğu: 1510 m Genişliği: 39,4 m Denizden yüksekliği: 64 m Temel atma tarihi: 04.12.1985 Trafiğe açılış tarihi: 03.07.1988.
İstinye, İstanbul boğazı'nın Rumeli yakasında yer alan bir sahil semtidir. kuzeyinde Yeniköy, güneyinde Emirgan ile komşudur. istinye çok eski bir yerleşim bölgesidir. İlçe olarak Sarıyer'e bağlıdır.
İstinye'nin antik çağda ki adı Leosthenion'dur. Ancak yine aynı dönemlerde Lasthenes ve Sosthenion adlarıyla da anılmaktaydı. Helen dilinde ki adı Sosthenion'du. Bu ad, saos/sos(güvenli) ve Sthenion(güçlünün yeri- Athena'nın yeri )sözcüklerinden türetilmiş olup, " güçlü tanrıça Athena'nın güvenli koyu " anlamına gelmektedir. Bundan da anlaşıldığı gibi istinya adını güvenli koyundan almaktadır.
İstinye'de antik çağda bir adak yeri vardı. Burada ki adak yerinin Argaunotların, Bebrik kralı Amyknos'u yenmelerine karşı saygı ve zafer ifaedesi olarak inşa etmişlerdi. Bu adak yerini yani başka bir deyişle tapınağı, Argaunotların kaptanı Iasson yaptırmıştı. İstinye Argaunotlar zamanında çok seçkin bir yerdi. Bizans döneminde İstinye'nin adı " Stenos " oldu. Yine aynı dönemde " Stenia " adını aldı. Eski dönem isimlerinden Stenia'ya uyarlanan en yakın isim İstinye olduğu için bu ad benimsenmiş olmalıdır. Bir başka söylenceye göre bu semt de Eskiye adında bir din adamının burada yaşadığı ve bir tapınak yaptırdığı için semtin adı İstinye olmuştur. Argaunotların yaptırdıkları adak yerini(tapınak), Bizans kralı Konstantin, kendi adına kiliseye çevirdi. Daha sonra ise Makedonyalı Basil onardı. O dönemde İstinye'de " Romanos " adlı imparatorluk sarayı vardı. Bu saray 921 yılında, Tuna kıyısından gelen Bulgarlar tarafından yıkılmıştır. Bu arada o devirlerle ilgili bir rivayet vardır ki: Bizans döneminde bir münzevi olan Daniel adlı kişi, otuz üç yıl boyunca İstinye'de bulunan bir sütun üzerinde oturmuş, yaz kış gelen ziyaretcilere bıkmadan usanmadan vaaz ederek sütunun üzerinde kalmayı sürdürmüştür. Bu rivayet ne derece doğru bilemeyiz.
İstinye koyu, derin ve korunaklı olduğu için, Bizans döneminden beri iskan edilmeye başlanmıştır. Hemen her dönemde Karadeniz'den gelen donanmalar İstinye koyunda demirlemişlerdir. Megaralılar, Argaunotlar, Bebrikler, Gotlar, Cenevizliler ve Bizanslılar İstinye koyunu kullanmışlardır. Zaman zaman İstanbul'un Karadeniz'e yakın semtlerine baskın yapan Don kazaklarının da uğrak yeri olmuştur. Osmanlı döneminde de aynı üs olarak kullanılan İstinye koyu, aynı zamanda tersane ve kalafat yeri olarak da kullanılmıştır.
İstinye 16.yüzyıldan itibaren gelişmeye başladı. Köy, tersane ve kalafat yeri olarak iş yeri havasına girerken, Neslişah Sultan da semtin gelişmesi için burada ki mevcut yerleşmeye bir mahalle kurarak ve bir mescit yaptırarak(1547) katkıda bulundu.
Evliya çelebi ünlü seyahatnamesinde İstinye ile ilgili şöyle yazar : "Bin parça gemi alır büyük limanı vardır. Han ve Medrese yoktur. Bağ ve bahçesi çoktur. Ahalisinin fukaraları bahçevan ve balıkçıdır. kasaba, körfez dahilinde olduğundan havası o kadar iyi değildir. Liman burnunda bir misafirhanesi vardır. Limanı rüzgardan emindir. "
18 yüzyılda İstinye'de sahil boyunca yerleşme başlar ve yalılar, konaklar yer almaya başlar. Mahalle tarihi eser bakımından zengin yerleşim bölgelerinden biridir. Tarih boyunca uygarlıklara kucak açan İstinye, pek çok kez Bulgarlar, Hunlar, kazaklar ve Rusların saldırısına uğramış ve yıkılıp tahrip olmuştur.
İstinye'de ki tarihi eserlerden biri, Neslişah sultan camiidir. İstinye'de Değirmen sokakta bulunan cami, II.Beyazıt'ın torunu Neslişah sultan tarafından 1540 yılında yaptırıldı. Cami yol çalışmaları nedeniyle 1957 yılında yıktırıldı. Arsasının bir kısmının yola verilmesine rağmen diğer kısmı üzerinde aynı ismi taşıyan bir cami yaptırıldı.
Kürkcübaşı mescidi Çayır sokaktadır. Padişahın Kürkcübaşı'sı tarafından 17. yüzyıl başlarında yaptırılmıştır. Yapım tarihi bilinmeyen bu mescit, yangın sonucu tahrip olduktan sonra yeniden inşa edilmiştir. Onarımlar sonucu bu mescidin tarihi özelliği tamamen kaybolmuştur.
Mahmut Çavuş mescidi, İstinye devlet hastanesine yakın bir yerde ve ana cadde üzerindedir. Mahmut çavuş isimli bir kişi tarafından yaptırılmış olup yapım tarihi bilinmemektedir. Zaman içersinde yıpranan cami, 1974 yılında yeniden yapılmıştır. Son kez 2004 yılında onarım gördü. Ahşap olan bu cami 1930 lu yıllarda üç sınıflı okul olarak da kullanıldı. İstinye'nin koru mevkiinde Boğaziçi camii var. Bu cami'nin de tarihi özelliği yoktur. İstinye'de kaplıcalar mevkiinde de bir cami bulunmaktadır. Ayrıca İstinye çarşında Ve İstinye itfaiyesi müştemilatı içersinde de bir itfaiye mescidi vardır.
İstinye hamamı, Neslişah Sultan camii karşısında İstinye hamamı sokağı ile İstinye değinilen sokağının birleştiği yerdedir. Hamam 1460 yılında Gazi Semiz Ali Paşa tarafından yaptırılmış ve vakfedilmiştir. Aslında aynı yerde iki hamam yaptırılmış ancak biri yıkılmıştır. Halk arasında bu hamama, Neslişah sultan hamamı da denilmektedir. Dilencilerin rağbet ettiği hamam aynı zamanda " dilenciler hamamı " olarak da anılırdı.
Bizans imparatoru Büyük Konstantin I. (324-337) " baş melek " Arhistratigos Mihail'in anısına şimdi ki mevcut kiliseyi (iki melek) yaptırdı. Taksiarhon Mihail ve Gavril kilisesidir bu. Bugün ki kilise 1820 yılında Rus gemiciler tarafından yeniden inşa edilmeye başlanmış, 1938 yılında ancak tamamlanmıştır. Bu kilise Fener Patrikhanesine bağlıdır.
Mahallede bir adet Müslüman mezarlığı bulunmaktadır. Azınlıklara ait mezarlık ise yoktur. İstinyede' ki çeşmelerin en eskisi, Ahmet Şemsettin efendi çeşmesidir. Çeşme İstinye meydanında ki küçük parkın içinde olup, 1767 yılında Ahmet Şemsettin efendi tarafından yaptırılmıştır. Çeşmelerin su yolları, 1926 yılında İslamiyeti kabul eden Trandıl Şem-i Nur adını alan bir hanım tarafından onarılmıştır.
Abdülhamit Han (1) çeşmesi, İstinye cami sokakta Neslişah Sultan cami'nin avlu kapısı bitişinde olup 1782 yılında yaptırılmıştır. II.Mahmut Hançeşmesi de 1834 yılında yapılmış ve günümüze ulaşmamıştır. İstinye sahil yolunda ve Toprak ailesine ait binanın bahçe duvarına bitişik olarak yaptırılan Rizeli Hacı Bayram Kaptan çeşmesi, duvar çeşmesi hüviyetinde olup yapım yılı 1900 yılıdır. Tarihi çeşmelerdendir. Mimar yapısı ile dikkati çeken İskele çeşmesi 1908 yılında yaptırılmış olup, Vapur iskelesi karşısındadır. Bu çeşmeyi kimin yaptırdığı bilinmemektedir.
İstinye, tarihi eser özelliği taşıyan bina bakımından zengindir. Özellikle, 19. yüzyılda yapılan Faik bey yalısı, harika mimarisi ile dikkati çeker. Bina daha sonra el değiştirdiği için Pakize hanım yalısı olarak da anılır. Recaizade(hancıoğlu) yalısı, İstinye vapur iskelesi yanındadır. Yalı 19.yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Zamanla harap olan yalı, 1970 li yıllarda yıkılmış, 1985 yılında yeniden yapılmıştır.
Yeniköy'den İstinye'ye girişte, sağ tarafta ve tam köşedeki beyaz yalı denilen yalı da İstinye'nin göz okşayan tarihi binalarındandır. Bu binayı geçtikten sonra, hastanelere varmadan sağ tarafta harap görünümde ki tarihi binalar ile, büyük bahçe içesinde ki Toprak ailesine ait köşk ve müştemilatı dikkati çeker. İstinye deresinin ve halı sahasının yanında ki tarihi İbrahim Efendi köşkü de harap haldedir. İstinye'de sokak aralarında pek çok tarihi bina vardır. Bunların bir kısmı restore edilmiş, bir kısmı da harap haldedir.
İstinye-Emirgan yolu üzerinde ve deniz tarafında ki Müşir(deli) Fuat paşa yalısı da tarihi eserlerdendir. Yalı 19. yüz yılın ikinci yarısında yapılmış olup, ilk sahibi Billuri Mehmet efendidir. Sonra sırası ile İran Sefiri Muhsin Han, Hicaz kralı şura-ı Devlet azalarından Şerif Hüseyin bey yalının sahibi olmuştur. Son sahibi ise, Müşir(deli) Fuat paşa'dır. MüşirDeli Fuat Paşa, başarılı bir asker ve devlet adamı olması, bildiklerini ve düşündüklerini çekinmeden ve dürüstce söylemesi nedeniyle kendisine " deli " lakabı takılmıştır. Bu nedenle yalı son sahibinin ismiyle anılır. Yalı daha sonra Deniz Yolları idaresine satıldı. 1991 yılında, tersane alanı boşaltılınca onarıma alındı. Nihayet 1999 yılında Karadeniz Ekonomik işbirliği D8 Uluslararası sekreteryası, Dış işleri bakanlığının, Türkiye temsilciliğinin kullanımına verildi.
Yeniköy'den İstinye'ye girişte, Kaşkar çay bahçesi ve Han Restaurant'ın çınar ağacı, İstinye'nin anıt ağaçlarındandır.
İstinye'nin yerli halkı, Bizans dönemine kadar Rum ve diğer azınlıklardan oluşuyordu. Ancak 1877 Rus harbi(93 harbi) göçleri, Balkan harbi(1912) göçleri ve Rize'nin Ruslar tarafından işgali nedeniyle İstinye, en çok göç alan yerleşim alanlarından biri olmuştur. Yirmi-otuz yıl öncesine kadar İstinye halkının büyük çoğunluğunu Rize, Ardeşen, Hopa, Fındıklı ve Artvin halkı oluşturuyordu. Balkanlar'dan gelenler de az değildi. Bu yöre toplulukları yine bu bölgede ikamet etmekte ve İstinye'nin yerli halkını oluşturmaktadırlar. Ne var ki son yıllarda yapılaşma, siteleşme ve yeni yerleşim alanlarının meydana gelmesi nedeniyle nüfus da büyük bir artış meydana gelmiştir.
İstinye denince akla koyu,tersanesi, kalafat yerleri, balıkcılığı, taş ve kireç ocakları ve topraklarının verimli olması nedeniyle bahçecilik gelir.
İstinye'de Rumlar ve Türkler iç içe yaşamazlardı. Rumlar genelde deniz kıyısını tercih ederken Türkler iç kısımlarda yaşarlardı.
Denizi ve koyu ile dikkat çeken İstinye'de ilk deniiz hamamı, 05.10.1877 tarihinde Vilayet-i Belediye kanunu gereğince, halkın açıktan denize girmelerini önlemek amacıyla, 1878 yılında açıldı. Bu deniz hamamı çok uzun yıllar kullanıldı. Günümüzde İstinye'de plaj(deniz hamamı) yoktur.
İstinye'nin bağ ve bahçelerinde yetişen bostanlar, sebzeler, meyveler ve özellikle Osmanlı çileği ünlüdür. Günümüzde az da olsa Osmanlı çileği hala yetiştirilmektedir.
İstinye koyunda yıllarca kefal, istavrit, levrek gibi balıklar avlandı. Günümüzde koyda kirlilik nedeniyle balık avı yapılamamaktadır. İstinye denince akla tersane gelirdi. Büyük bir iş merkezi olan tersane yüzlerce işci barındırıyor ve İstinye ile özdeşleşiyordu. " Küçük Haliç " olarak bilinen İstinye koyu, Osmanlılar döneminde Kaptan-ı Derya Cezayir'li Gazi Hasan paşa'nın isteği ve ısrarı ile tersane ve kalafat yeri olarak kullanılmıştır.
İstinye koyunda modern bir tersane yapılması için ilk adım 1856 yılında atılmış ve Zaptiye Müşiri (deli) Fuat paşa'nın bu bölgede ki arazisi üzerine ticaret gemileri için bakım onarım ve gemi inşa tersanesi yapım ruhsatı verilmiştir. Tersane yapımına 1909 yılında İtalyanlar talip olmuş, fakat Trablusgarp harbi nedeniyle çalışmalar yarıda kalmmıştır. 1911-1912 yıllarında Fransız şirketi tersane yapımişini üstlendi ve ismi " Boğaziçi istinyeHavuz ve Destgahları Anonim Şirketi " olan bir tersane kurdular. Tersane 1912 yılında hizmete girdi. 1918 yılında Mondros Mütarekesinden sonra İngilizler tarafından tersane işgal edilmiş ise de, Fransızlar tersane üzerinde hakimiyet kurmuş ve 1928 yılına kadar çalıştırmışlardır. 1928 yılında tersane, devlet tarafından satın alındı. Önce Denizbank'a sonra Deniz İşletmeleri'ne, 1944 yılında ise Devlet Deniz Yolları ve Limanları Genel Müdürlüüğüne bağlandı.
İstinye tersanesinde üç havuz vardı. Biri 137.15 metre uzunluğunda ve 21.3 metre genişliğinde, diğeri 67.32 metre uzunluğunda ve 29.4 metre genişiliğinde sonuncu ve üçüncü havuz ise, 152.1 metre uzunluğunda ve 29.4 metre genişliğinde idi. Bu ölçülerden daha uzun bir şilep yada tanker geldiğinde, ikinici ve üçünncü havuzlar birleşitrilerek çok daha uzun bir havuz oluşturuluyor ve tersaneye gelen gemiye rahatlıkla hizmet veriliyordu.
Bostancı(1956), Caddebostan(1956), Çengelköy(1962), Suadiye(1964), şehit Temel Şimşir(1977), Aydın Güler(1981), Rumelifeneri(1988) ve Kızıltoprak(1988) yolcu gemileri ile Celal Atik(1988), Hamit Kaplan(1988) tarak gemileri İstinye tersanesinde inşa edilmiştir.
Uzun yıllar Türk ve Dünya denizciliğine hizmet eden tersane, Boğaziçi yasasının 12. maddesi gereğince, 26.08.1991 tarihinde kapatılmış ve bu arazi turizm alanı ilan edilmiştir. Bu tarihi tersane de izmir Alaybey tersanesine nakledilmiştir. Boşaltılan alan turizm ve eğlence merkezi olarak kullanılmakta, sosyal ve kültürel etkinlikler bu alanda yapılmaktadır. Bu geniş alan üzerinde ve Tokmakburnu yönünde, İstanbul Gemi Trafik hizmetleri merkezi vardır. Boğaz geçişleri bu merkezden yönlendirilmektedir.
İstinye, Sarıyer ilçesinin sanayi bölgesidir. İstinye'nin iç kkısımlarında taş ve kireç ocakları vardı. Bunlar terk edikdikten sonra buralarda binalar yapılmaya başladı. İstinye'nin iç kısımlarında Kavel Kablo fabrikası, Türkay Endüstri ve Ticaret A.Ş.( türkay kibrit fabrikası), Beldeyama, Beldesan, Termo teknik fabrikaları bulunmaktaydı ve bu fabrikalar nedeniyle İstinye ilçenin sanayi merkezi konumundaydı. Ancak, günün koşulları dikkate alınarak bu fabrikaların büyük bir kısmı şehir dışına taşındı. Boşalttıkları alanlar ya konut inşaatına açıldı yada değişik iş alanlarına dönüştürüldü. Borusan oto, Otokoç, Maxicenter, ChampionSA gibi büyük iş yerleri ve alışveriş merkezleri ile İstinye, Boğaziçi'nin en hareketli ve en canlı iş bölgesidir.
İstinye'de bir de itfaiye teşkilatı bulunmaktadır. Bu teşkilat 1926 yılında İstanbul Belediyesi tarafından " deniz itfaiyesi " olarak kuruldu ve 1960 yılına kadar hem deniz hem de kara itfaiyesi olarak görev yaptı. Deniz itfaiye gemisi ömrünü tamamladığından hizmetden kaldırıldı. Ancak İstinye itfaiyesi kara müfrezesi ile görevine halen devam etmektedir.
A.B.D Başkonsolosluk binası da İstinye semti sınırları içersindedir.
Bartın'ın eski evlerini seyretmeye, nehir boyu yürüyüş yapmaya, İnkumu sahilinde güneşlenmeye doyamayacaksınız.
Bartın tarihteki adını ırmaktan almış: Parthenios. Parthenios mitolojide 'Tanrıların Babası' Okenaus'un yüzlerce çocuğundan biri ve 'Sular tanrısı'...
Şehre girer girmez arabayı bırakıyorum ve ilk olarak nehir kıyısında dolaşıyorum. Batı Karadeniz'in bu daha önce hiç görmediğim ama ilk anda vurulduğum şehrindeyim. Biraz yürüyüş, biraz oturup hayal kurma. Homeros'un 'İlyada'da bahsettiği "Parthenios'un suladığı ülkeden savaşa katılan yiğitler", bu topraklardan çıkmış olsa gerek.
Tarihi çok eski şehrin. Birçok uygarlık gelmiş geçmiş, birçok savaşlar yaşamış. Hitit, Frig, İyon, Lidyalılar, Persler; derken Helen, Pontus, Roma, Bizans ve Selçuklu toprağı olmuş.
1991 yılında il oldu
Bartın, 1920 yılında Zonguldak'a bağlandı. 1991'de de il statüsüne kavuştu ve 74 plaka numarasıyla Türkiye'nin yeni şehirlerinden biri oldu. Bu 'yeni şehir' durumunu hissetmeye çalışıyorum ama nafile.
Sokaktan sokağa geçtikçe karşımda hep eski evler. Kimi harap, kiminin bahçesinden çiçekler fışkırıyor; boyalı, bakımlı. Bartın'ın ahşap evleri şaheser. Genellikle iki katlı. Çokça pencereleri, cumbaları var.
İnkumu sahilinde...
Bütün şehri yürüyerek keşfetmek mümkün. Köprülerden geçip harika manzaralarla mahalleden mahalleye seğirterek o sakin ve güvenli hayatı hissediyorsunuz. Çocuklar koşturuyor, yaşlı kadınlar kapıların önünde örgü örüyor.
Şimdi kültür evi olarak kullanılan Aya Nikolas Kilisesi'nin içine giriyorum. Çok güzel onarılmış. Meydanda biraz vakit geçirip karnımı doyuruyorum.
Bartın'ın yazlık yeri ise İnkumu. Sadece 16 km uzakta. Minibüslerle en fazla yarım saatte ulaşmak mümkün. Dağları aşıp harika bir manzarayla aşağı iniliyor yine. 3 km uzunluğundaki sahili ve tertemiz plajı görünce, "Burası Karadeniz mi?" diye düşünmeden edemiyorum.
İnkumu'nda sahil boyunca şık apartmanlar yapılmış. Kafeler, lokantalar açılmış. Bütün İnkumu o kadar güzel, o kadar bakir gözüktü ki; bir uçta çöküp dakikalarca koyu seyrettim.
Sonra plajı boylu boyunca yürüdüm. Hafta içiydi, her yer son derece sakindi. Önümde sakin Karadeniz, nedense bugün sakin; upuzun akıp giden bir plaj ve bomboş bir koy...
Nasıl gidilir?
Bartın İstanbul'a 480 km mesafede. Yani biraz uzakça. Ankara'ya ise 320 km. Eğer otobüsle gidecekseniz, Öz Bartın ve Metro'nun büyük şehirlere direkt seferleri var. Özel aracınızla gidecekseniz, İstanbul'dan çıktıktan sonra İzmit, Bolu, Yeniçağa, Mengen, Devrek, Çaycuma yoluyla Bartın'a ulaşılıyor.
Ne yapılır?
Cenevizlilerden kalma kale kalıntıları Şarköy, Güzelcehisar ve Fırınlı köylerinde. Ziyaret etmenizi öneririm.
1872 yılında yapılmış olan Halilbey Camii'ni mutlaka ziyaret edin.
Kültür evi olarak kullanılan Aya Nikolas Kilisesi oldukça ilginç.
Şehirde bol bol yürüyüş yapın. Eski evlerin fotoğraflarını çekin.
Uluyayla'ya mutlaka gidin. Sanki balta girmemiş bir orman ama bir anda birkaç ağaç ev karşınıza çıkıyor. Pınarlar, mağaralar, yeşilin her tonu, çiçek, böcek... Hiç dönmek istemeyeceksiniz.
Bartın-Amasra yolundaki Kuşkayası Anıtı çok enteresan. Tam Askersuyu Geçidi'nde. Claudius döneminde, MS 1'inci yüzyılda yapılmış.
İnkumu'nda tatil yapmak çok iyi bir alternatif olabilir. Deniz temiz, kum güzel, tesisler uygun fiyatlı ve temiz.
Amasra'yı mutlaka ziyaret edin. Daha önce yazmıştım, bu sefer detaylara girmiyorum!
Oralara kadar gitmişken Kastamonu'ya da uğrayın. Çok güzel olduğunu duyuyorum.
Şehrin karmaşasından uzaklaşmak için vapurların Boğaz'daki son durağı Anadolu Kavağı'na gidebilirsiniz.
Burası küçücük bir balıkçı köyü, ama küçük olduğu kadar da turistik bir yer. Tabii gelinen yer balıkçı köyü olunca, nereye bakarsanız bakın balık var etrafta... Bir yanda tekneleri, bir yanda balık ağı yapanları ya da balık temizleyenleri görüyorsunuz. Anadolu Kavağı, askeri bölge ve SİT alanı olduğu için hiç bozulmamış. Mahallenin neresinden başınızı yukarı kaldırsanız arkanız yemyeşil orman. Zaten buranın görüntüsü de yıllardır hiç değişmemiş. Nüfusu bile 1950'den beri aşağı yukarı aynı kalmış. Durum böyle olunca, tertemiz havada dolaşmaya gelenler elbette buradan eksik olmuyor..
Balıkçı köyüne gelip de balık yemeden dönmek olmaz, ayrıca Anadolu Kavağı'nın merkezindeki lokantaların menüsü son derece zengin... Etrafta sadece balık yemeye gelen aileler de var, fotoğraf makineleri yanlarından eksik olmayan Japon turistler de....
Turist çok, turistik dükkanlar da eksik değil Anadolu Kavağı'nda ama yinede evlerin, rengarenk kapıları, cumbaların arasında gezince, tipik mahalle havasını hissediyorsunuz.
Anadolu Kavağı'nda plaj yok ama bu birçok kişinin kayaların arasından denize girmesine engel olmuyor.Özellikle haftasonları, denize girenler çoğalıyor Anadolu Kavağı'nda...
Cenevizliler devrinden kalma Yoros Kalesi, Anadolu Kavağı'nın simgelerinden biri. Kale güzel, ama buradan görünen Boğaz manzarası da muhteşem.
Sahilden Yoros Kalesi'ne çıkmak için yaklaşık yarım saat yokuş yukarı yürümeniz gerekiyor, bu yüzden kaleye, Anadolu Kavağı'na arabayla geldiğinizde çıkmakta fayda var. Ama çıktığınızda buna kesinlikle değiyor.
1190'da Cenevizliler tarafından yapılan ve daha sonra Bizans ve Osmanlıların eline geçen Yoros Kalesi Karadeniz'den Boğaz'a girişi izleyebileceğiniz en güzel yer. Anadolu Kavağı'nda bir gece dahi kalmak isteseniz burada hiçbir konaklama tesisi yok. Bu yüzden akşam olunca burayı, balıkçıları, kaleyi ve mühteşem menzarayı bırakıp şehre dönme vakti geliyor. Anadolu Kavağı'na nasıl gidilir? Anadolu Kavağı Beykoz'a 8 km mesafede. Beykoz'dan yola çıkıp Akbaba köyünü geçtikten sonra Anadolu Kavağı tabelalarını takip etmeniz gerekiyor. Anadolu Kavağı TEM Kavacık girişine de 35 km mesafede. Ayrıca Anadolu Kavağı'na akşam 23.00'a kadar Sarıyer'den saat başı vapur seferleri var.