Gitmek Mi Kolay? Kalmak mı Zor?
Merhaba Melodyfm’ i dinleyen, gönül veren güzel insanlar, içimde kendimle savaşırken sesli düşünmek istedim. Her şey ama her şey, sevgiyle başlıyor ve sevgiyle yoğruluyor gönüller, hayatım boyunca bana bu öğretildi.
Doğru bir kelimedir
“Eğer sevgi evde pişmemişse, hayat boyu yenilemez.”
İnsan kendini sevmiyorsa karşısındakini nasıl sever.
Yıllarınızı verdiğiniz her cadde ve sokağına gülüşlerinizi ve gözyaşlarınızı işlediğiniz yerlerden gitmek. Aslında o kadar kolay ki? Ama kalınca; yürekte yara, içte acabalar birikirse işte o zaman zor.
Bilmeliyim ki? Yaşam çok kısa ve neyi ne kadar yaptığına bakmıyor aslında ve yaşarken edindiğim hiçbir şey gitmek yolunu tıkamıyor.
Can Yücel’ in bir yazısında dediği gibi.
“Bilmelisin ki? Her problem kendi içinde bir fırsat saklar...
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır! “
Ya mesafeler oysa “Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez... Gerçek aşkların da!” Gitmeler sarınca insanı, sorgular başlıyor galiba yaşanan ve yaşanılmayanları,
Bir destek arıyorsunuz en yakınlarınızdan. Aile hep insanın yanında olmuyor! Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz... Aileniz oluveriyorlar biranda Melodyfm ailesinin beni sarıp sarmalaması gibi ve öğreniyorsunuz aile her zaman biyolojik değil!
Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığımla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığımla var ve Peyami Safa ne güzel söylemiştir. “ Yaşlanarak değil, Yaşayarak tecrübe kazanılır. Zaman, İnsanları değil armutları olgunlaştırır.”
Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez... Erdem, onur, insanlık adına hangi fakülte diploma verebilmiş ki?
Şartlar ve olaylar, kim olduğumu etkilemiş olabilir... Ama ne olduğumdan kendim sorumluyum! Bilgiçlik taslamak, konuşmak kolay, az ve öz konuşup susmak zor.
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında ki çizginin nereden geçtiğini bulmak çok zor, bunu hayat felsefesi haline getirirseniz işte o an başlıyor içinizde sorgular...
Ne kadar yakın olursa olsunlar, en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir... Onları affetmek gerekir. Ben affedişlerin sorgusuz olduğunu, neden sorusunu sorduğum da, onları yargılamaya başladığım da: azat edip bırakmasını bilerek ve içimde affederek gitmeyi öğrendim.
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor... İnsanın kendisini de affedebilmesi gerekiyor. Yargılarken acımasız oldum hep ama bana değerdi; kendimi affetmeyi öğrendim.
İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez... Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez! Görünen aslını taşıdığı sürece varız. Hayat felsefem şudur ki? Kulaklarımla duyduğum hiçbir şeye inanmam. Gözlerimle gördüklerimin de yarısına inanırım. İşte bu bakış gözlerde yüzölçümünü öylesine büyütür aslında…
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalıyor... Ama sevilmek: hissetmek ve duymaktan geçiyor. Sevgimi söyleyerek ne kaybedebilirim ki? Belki sadece karşımdaki kişiyi, beni kaybetmekten daha kötü olamaz inanın.
Sevgiyi çabuk kaybediyoruz, pişmanlığımızsa uzun yıllar sürüyor... Keşke sözcüklerini kaldırmak için hayatınızdan: Şuan etrafınıza bakın, kaybettiğiniz de üzüleceğinize, kaybetmeden ona değer katın…
Ne kadar sorgularsam sorgulayayım, gitmek çok kolay kaçışsa eğer. Yaşamınızı değiştirecek bir başlangıçsa, gitmek çok zor. İşte gerçek…
Ve öğrendim ki? Yüreğim ne kadar kan ağlarsa ağlasın, dünya benim için dönmesini durdurmuyor...
Gitmek zor, kalmak kolay olsaydı. İşte o zaman bu kadar düşünmezdim belki… Gitmeleriniz yüreğinize olsun dostlar. Orada sevgi ve kendinizi bulacaksınız. Bir saniye olsun durup düşündürebilmişsem ne ala.
Ben mi? Ben düşünüyorum hala!
16.Nisan.2006
|