HERZAMANENUCUZ.BLOGCU.COM DA KARGO DAHİL ÜRÜNLER

Ana Sayfam Yapayım | Favorilerime Ekleyeyim
netkitap.com Google Gruplar Beta
13 TEMMUZ Grubuna Sende Katıl
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

• 13/5/2008 - Güzel güneşli bir mayıs gününden Sevgiyle Merhaba...

Güzel güneşli bir mayıs gününden
sevgiyle merhaba,

Yaşam alanlarınızı iyileştirebilmek için olaylara ve yaşamımızdaki kişilere nasıl bakmamız gerektiğini bu yazımda sizlerle paylaşmak istedim...

Yaşamınızın her alanı ve her anı, tüm ilişkileriniz, size kim olduğunuzu hatırlatmak adına ışık tutar. Amaç büyük tabloyu görmek, oradaki varlığınızı, ışığınızı yükseltmektir. Peki neden büyük tabloyu göremiyor, ayrıntılarla uğraşarak kayboluyoruz? Tüm yaşamımızı yöneten bazı düşünce tarzlarımız, davranışlarımız, korkularımız, kalıplarımız bizim şu an mutsuz, acı içinde, huzursuz, parasız, sevgisiz, hasta vs... negatif enerjiler içinde olmamıza neden oluyor...

Yaşamınızda şu an bu tip olumsuz duygulardan birini dahi yaşıyorsanız ve bu duygular sizi yönetmeye başlamışsa yaşamınızı ele geçirmişse günlerce, aylarca kızgınlık ve öfke içinde, üzüntü vs. odaklı yaşıyorsanız bilin ki yolunuzdan çıkmışsınız, dengede değilsiniz demektir...

İnsanları yargılıyor, suçluyor, kızıyor, öfke mi duyuyorsunuz? Asla affetmeyeceğim diyor, kendinizi üstün, başkalarını da küçük gördüğünüz bir yaşam mı sürüyorsunuz? Sizce bu durumda yaşamınızın içinde sevgi ne kadar var olabilir? İstediğiniz gibi mutlu bir yaşama sahip olabilir misiniz? Bu dünyada her insan ve her insanın yaptığı iş çok önemli... Sadece bir insanın varolması bile... Çünkü hepimizin bu yaşama verdiği çok büyük bir katkı var... Her insan çok değerli, sevginin bir ifadesi ve saygı duyulacak bir kişidir... Genellikle toplum gereği insanları, hemen bulundukları konum, kişisel özellikleri veya yaşam şekliyle ilgili yargılama ve suçlamalarda bulunuruz...

Her insan bulunduğu yerde var olarak dünyaya çok güzel bir hizmette bulunuyor. Şöyle düşünün; güzel bir otelde tatil yapıyorsunuz. Bu oteli sizin istediğiniz tarzda bir otel yapan tüm çalışanlarının bütünlüğüdür. Otel, içindeki personeliyle bir bütündür. Otelin kapısında arabanızın kapısını açan kişiden tutun da, bagajlarınızı taşıyan, resepsiyonda sizi güler yüzüyle karşılayan, odanıza yerleştiren, odanızı temizleyen, yemekleri yapan, size hizmet edip rahat olmanızı sağlayan vs... kişiler olmasaydı sizce o otel ne kadar güzel olabilirdi ki? Aşçının olmadığı, havuzun kirli olduğu, odaların pis olduğu bir otel sizi ne kadar memnun eder? Ya da evinizdeki apartman görevlisi sayesinde korunuyor, size hizmet ediliyor, ihtiyaçlarınız karşılanıyor. Ne kadar büyük rahatlık değil mi? Ya sokaktan geçen çöpçülerimiz... 2 gün çöp toplanmasa acaba hastalıklar mikroplar, pislik derken ne durumda oluruz hiç düşündünüz mü? Taksiciler... doktorlar... avukatlar... ofis boylar... yönetimdeki kişiler... sekreterler... hemşireler... öğretmenler... hademeler... aşçılar, istediğiniz sektöre istediğiniz kadar bunları uygulayın. illa bir insana değer vermek için onun bir kariyer sahibi iyi bir meslek sahibi olmasını, iyi yaşam sürmesini beklemeyin. Unutmayın her insan çok değerli ve özel...

Bir puzzle gibi düşünün yaşamınızı, sonra da dünyayı... Bir insan yaptığı işi tam olarak yapmazsa, ait olduğu yerde tam olarak bulunmazsa puzzle parçası eksik olur. Peki bu büyük tabloyu eksik parçasıyla güzel görebilir misiniz? Tamamlanmış hissedebilir misiniz? Bulunduğumuz yerde bütünün bir parçasıyız ve her insanın görevi bulunduğu yeri en güzel şekliyle temsil etmek. Vermiş olduğu hizmeti sevgiyle vermek... Işığını ve sevgisini bulunduğu yerde yükseltmektir... Her insan bunu yaptığında işte o zaman tablo büyük resim ışıl ışıl parlar.
Kim, kimi kendinden küçük veya üstün görebilir ki? Kimden sevginizi, saygınızı esirgiyorsunuz? Kimi yargılıyorsunuz ki? Bağırıp çağırma hakkına nasıl sahip olabiliyorsunuz? Sen neysen karşındaki insan da o... Ve her insan bizi tamamlayan bütünün bir parçası. Biz genellikle bunu unutur sahip olduğumuz kariyer, özellikler ile kendimize değer katmaya çalışırız, özümüzdeki gerçek değerliliği unutarak... Ve bir gün gelir o değer kattığımız özelliklerimizi kaybettiğimizde kendimizi kötü hissederiz... Bu yüzden ilk başta insanları sadece insan olarak görmek, her insanı olduğu gibi kabul ederek sevgi, saygı duymak gerekir.

Büyüklerimiz ne kadar güzel sözler söylemişler: Ne ekersen onu biçersin... Büyük lokma ye büyük laf etme... Yargılarsan yargılanırsın... Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz...
Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de başkalarına öyle davran... Korktuğum başıma geldi... vs...

Yargıladığın bir kişi veya bir olay varsa, bu yaşam sana bunu göstermeden seni bırakmaz... Çünkü hayat dengedir... Hiç bir duygu ve olay havada tek başına asılı kalamaz... Hepsi yaşamının bir anında karşılık bularak dengeye gelecektir... Yaşamınıza bir bakın asla bunu yapmam dediğiniz eminim kaç olay yaşamışsınızdır... Ve o 'asla' dediğiniz her şeyi yapmışsınızdır... Birisinin kilosuna laf ediyorsan sen de kilolu hale gelip o alay ettiğin, yargıladığın duruma düşebilirsin... Veya iş hayatında başarısız oldu diye sevindiğin bir arkadaşın, belki de hiç tanımadığın rakip firma için düşündüğün duygu her ne ise aynı duyguyu bu evren sana da yaşatacaktır...

Endişelerini ve korkularını ancak sen enerjinle beslersen kendine bunları yaşatırsın... Korkuların, seni yönetmeye başlayarak yaşamını altüst eder... Yalnızlıktan korkarsan bir şekilde yalnız kalacağın ilişkileri kendine çekersin... Burada yapmanız gereken tek şey yalnız olmadığınızı bilmek ve buna güvenmek... İhtiyaç doğrultusunda değil paylaşımların olduğu ilişkiler yaşandığında, sevgi ve huzur olur... Sevgi korkuyu yok eder... Bu yüzden endişe ve korkularınızı beslemeyi bırakın; sevgiyi seçin...

Haksız yere suçladığın kendini haklı çıkarmaya çalıştığın her durumdan o an için sıyrılabilirsin... Ama muhakkak gün gelecek senin suçladığın gibi biri de seni suçlayacak...
Suçlama ihtiyacı duymak ben yaşamımın sorumluluğunu alma cesaretine sahip değilim demektir... Öfke dolu olmak affetmeyi red etmek sonuçta yaşamınızı büyük bir kaosa sokabilir... Öfke ile kendinizi beslemeyi bırakın... Sonuçta taşımış olduğunuz öfke ülserden kansere kadar sizi hasta edebilecek güce sahip... İçinizdeki sevgiye ulaşmak için, yaşamınızı iyileştirmek için hasta olmayı beklemeyin... Şimdi bırakın tüm olumsuz duygu ve inançlarınızı... Öfkenizi ve kızgınlıklarınızı bırakın... Affetmek insanı özgürleştirir... Bu karşındaki insan doğru yapmış demek değildir... Onu ve yaptığını onaylamak değildir... Ben seni özgür bırakıyorum demektir... Durum ve şartlar değiştiği zaman hepimiz bilerek veya bilmeyerek öyle şeyler yapabiliriz; ki tıpkı kızgın olduğumuz, suçladığımız, yargıladığımız insanların yaptıkları gibi... Yaşanan olayları sadece kabul edin, affedin; içinizdeki öfkeyi serbest bırakın ki yaşamınızdaki akış düzgün olsun... Sadece sizin vermiş olduğunuz bir rolü karşınızdaki insan oynuyor... Böyle düşünün, sonra siz vermiş olduğunuz bu rolleri unuttuğunuz için bu kişilere kızıyor, suçluyor, yargılıyorsunuz... Kendi kendinize oyun içinde oyunlar kuruyorsunuz... Sonuçta kızgın olduğunuz kişi kendinizden başka kimse değil... Bu yüzden başkalarını değil kendinizi affedin... Çünkü siz oyunu başlattınız, izin verdiniz ve yaşadınız... Birisini affetmek, ben haklıyım, ben senden üstünüm şimdi sana büyüklük yapıyorum ve seni affediyorum diyorsanız, oyunlarınıza devam ediyor kimseyi affetmiyorsunuz demektir... Aslında siz insanlara; sizin istediğiniz kalıplara sokamadığınız için, sizin istediğiniz şekilde size davranmadıkları için kızıyor öfke duyuyorsunuz... Hepimiz bir ve bütünüz... Hepimiz bütünün bir parçasıyız... Ve hepimiz aynıyız... "Ben kimim ki kimi affedeyim?" diye sorduğunuzda belki cevap size gelecektir.... Çünkü şu an bu noktaya bugüne kadar bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğunuz seçimlerle geldiniz. Seçimlerinizin sorumluluğunu ve kendinize yaşatmış olduğunuz bu hayatı sevgiyle kabul edin... Değiştirme hakkına her an sahipsiniz, her an seçim yapabilirsiniz... Seçim hakkınızı kullanın.

Yaşamınızın sorumluluğunu tam olarak alıp şükran duygusu içinde yaşamaya başladığınızda akışta olmaya başlayacaksınız... Sonuçta yaşam alanlarınızı iyileştirmek istiyorsanız kendinize, yaşamınıza, yaşamınızda var olan her insana saygı duyun ve sevin... Büyük tabloyu görün, küçük ayrıntılarda kaybolmayı, oyalanmayı, kalıplarınızı bırakın... Unutmayın size oynanan bir oyun yok sizin oyununuz var... Kurban rolünden çıkın ve yaşamınızın, seçimlerinizin farkına varın... Kendinizi cezalandırmayı ve acı çekmeyi bırakın... Kendini çok seven insan acı çekmez...
Önce yaşamınızın sorumluluğunu alın... Sizin yaratmış olduğunuz bir yaşamın içindesiniz...
Kendinizi başkalarından üstün görmeyi bırakın... Kimseyi küçümsemeyin... Yaşamınızdaki kimliklerle kendinize değer katmayı bırakın... Çünkü çıplak halinizle siz çok değerlisiniz... Özünüz çok değerli, sadece bunu kabul ettiğinizde dışarıdan gelen hiç bir şey sizi kendinize değersiz hissettirmeyecektir...Yargılamayı ve suçlamayı bırakın... Tabii yargılanmak ve suçlanmak istemiyorsanız... Kendinizi affedin... Yaşamınızı ve kendinizi şu an olduğu haliyle kabul edin ve sevin... Siz değiştiğinizde yaşamınızdaki her şey, insanlar, yaşanan olaylar değişmeye başlayacak... İhtiyaçlarınız doğrultusunda yaşamınıza insanları doldurmayı bırakın..sadece saf sevgi ve Paylaşımlarda bulunmak için yaşamınızda insanlara yer verin ve yaşamınızda hiç kimsenin veya hiçbir olayın sizi yönetmesine izin vermeyin...
Yaşamınıza sahip çıkın... Merkezinizde ve dengede kalın...

İnsanları kontrol etmeyi yaşamlarına müdahale etmeyi bırakın, tüm bu durumlardan özgürleşin... Her insan kendi deneyimini yaşıyor, karşınızdaki insanın seçimi olumsuz bir durumu yaşayarak öğrenmek ise, karışmayın... Bizim tek görevimiz insanların yaşamlarına yaşadıkları deneyimlere saygı duyarak olduğu gibi kabul etmektir... Kızgınlık, öfke, yargılama, suçlama vs... vs... içinde yaşamak, enerji alanınız içinde kaçaklar olmasına neden olur... Bir bütün olamazsınız ve yaşamın içinde tam olarak var olamazsınız... Bir su şişesini her bir duygu için delin... Kızgınlık için bir delik öfke için bir delik vs... açın bu su şişesi tam olarak dolabilir mi? Kapatın deliklerinizi artık ihtiyacınız yok bu kaçaklara... Olumsuz duygular içinde yaşama ihtiyacını bırakın... Yaşam size güzellikleriyle akmak isterken buna engel olmayın... Bugüne kadar yaşadığınız hangi olumsuz duyguyu güçlendirmeniz sizi mutlu etti ki? Şimdi biraz da olumlu ve güzel duyguları beslemeye ve yaşamınıza davet etmeye başlayın... İçinizdeki sevgiyi cesaretle çıkarın... Şimdi yapın bunu ve yaşamınıza katın... Tüm yaşamınıza sevginizi akıtın ve yayın tüm evrene... Gerçek sevginin olduğu yerde hiçbir olumsuz olay, duygu yaşanmaz ve olamaz... Şükran duygusu içinde yaşayın ki yaşamın tüm nimetleri size daha fazlasıyla akmaya başlasın... Geçmişten özgürleşin gelecek endişesini bırakın... Şimdi şu an da kalın... Şu anı yaşayın... Geleceğinizi şu an oluşturuyor... Şu an seçimlerinizi yenileyin, seçim yapın ve nasıl bir hayat yaşamak istiyorsanız hedeflerinizi koyun... Her hedefiniz için bir adım atın, eylemde bulunun...Yaşamın içinde bütün ve tam olmanız sevginizi ve ışığınızı yükseltecektir... Buna engel olan tüm duygularınızı bırakmanız varolduğunuz yeri aydınlatacak sevgiyi mutluluğu huzuru tam olarak yaşayabilmenizi sağlayacaktır...

Işığınızın ve sevginizin önce sizi, sonra yaşamınızı ve tüm evreni aydınlatması dileklerimle...

Sevgiyle kalın...

Füsun Paşa

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 27/3/2008 - Gitmek Mi Kolay? Kalmak mı Zor?

Gitmek Mi Kolay? Kalmak mı Zor?

 

Merhaba Melodyfm’ i dinleyen, gönül veren güzel insanlar, içimde kendimle savaşırken sesli düşünmek istedim. Her şey ama her şey, sevgiyle başlıyor ve sevgiyle yoğruluyor gönüller, hayatım boyunca bana bu öğretildi. 

Doğru bir kelimedir

“Eğer sevgi evde pişmemişse, hayat boyu yenilemez.”

İnsan kendini sevmiyorsa karşısındakini nasıl sever.

 

Yıllarınızı verdiğiniz her cadde ve sokağına gülüşlerinizi ve gözyaşlarınızı işlediğiniz yerlerden gitmek. Aslında o kadar kolay ki? Ama kalınca; yürekte yara, içte acabalar birikirse işte o zaman zor.

Bilmeliyim ki? Yaşam çok kısa ve neyi ne kadar yaptığına bakmıyor aslında ve yaşarken edindiğim hiçbir şey gitmek yolunu tıkamıyor.

 

Can Yücel’ in bir yazısında dediği gibi.

“Bilmelisin ki? Her problem kendi içinde bir fırsat saklar...

Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır! “

 

Ya mesafeler oysa “Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez... Gerçek aşkların da!” Gitmeler sarınca insanı, sorgular başlıyor galiba yaşanan ve yaşanılmayanları,

Bir destek arıyorsunuz en yakınlarınızdan. Aile hep insanın yanında olmuyor! Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz... Aileniz oluveriyorlar biranda Melodyfm ailesinin beni sarıp sarmalaması gibi ve öğreniyorsunuz aile her zaman biyolojik değil!

 

Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığımla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığımla var ve Peyami Safa ne güzel söylemiştir. “ Yaşlanarak değil, Yaşayarak tecrübe kazanılır. Zaman, İnsanları değil armutları olgunlaştırır.”

 

Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez... Erdem, onur, insanlık adına hangi fakülte diploma verebilmiş ki?

 

Şartlar ve olaylar,  kim olduğumu etkilemiş olabilir... Ama ne olduğumdan kendim sorumluyum! Bilgiçlik taslamak, konuşmak kolay, az ve öz konuşup susmak zor.

 

Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında ki çizginin nereden geçtiğini bulmak çok zor, bunu hayat felsefesi haline getirirseniz işte o an başlıyor içinizde sorgular...

 

Ne kadar yakın olursa olsunlar, en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir... Onları affetmek gerekir. Ben affedişlerin sorgusuz olduğunu, neden sorusunu sorduğum da, onları yargılamaya başladığım da: azat edip bırakmasını bilerek ve içimde affederek gitmeyi öğrendim.

 

Bazen başkalarını affetmek yetmiyor... İnsanın kendisini de affedebilmesi gerekiyor. Yargılarken acımasız oldum hep ama bana değerdi; kendimi affetmeyi öğrendim.

 

İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez... Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez! Görünen aslını taşıdığı sürece varız. Hayat felsefem şudur ki? Kulaklarımla duyduğum hiçbir şeye inanmam. Gözlerimle gördüklerimin de yarısına inanırım. İşte bu bakış gözlerde yüzölçümünü öylesine büyütür aslında…

 

Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalıyor... Ama sevilmek: hissetmek ve duymaktan geçiyor. Sevgimi söyleyerek ne kaybedebilirim ki? Belki sadece karşımdaki kişiyi, beni kaybetmekten daha kötü olamaz inanın.

 

Sevgiyi çabuk kaybediyoruz,   pişmanlığımızsa uzun yıllar sürüyor...  Keşke sözcüklerini kaldırmak için hayatınızdan: Şuan etrafınıza bakın, kaybettiğiniz de üzüleceğinize, kaybetmeden ona değer katın…

 

Ne kadar sorgularsam sorgulayayım, gitmek çok kolay kaçışsa eğer. Yaşamınızı değiştirecek bir başlangıçsa, gitmek çok zor. İşte gerçek…

 

Ve öğrendim ki? Yüreğim ne kadar kan ağlarsa ağlasın, dünya benim için dönmesini durdurmuyor...

 

Gitmek zor, kalmak kolay olsaydı. İşte o zaman bu kadar düşünmezdim belki… Gitmeleriniz yüreğinize olsun dostlar. Orada sevgi ve kendinizi bulacaksınız. Bir saniye olsun durup düşündürebilmişsem ne ala.

 

Ben mi? Ben düşünüyorum hala!

 

 

16.Nisan.2006

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24/3/2008 - Cadı

cadi

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24/11/2007 - Meral Egemen: 'Dilime hakim olamamak gibi bir derdim var hâl

Meral Egemen: 'Dilime hakim olamamak gibi bir derdim var hâlâ'

Öğle arası bir uçak kullanıp geleyim; üç saat hiç durmandan sörf yapayım; ralliye katılayım; ata da bineyim; Bali’de dalayım; Finlandiya’da dağlara da tırmanayım... AvivaSA Genel Müdürü Meral Egemen'in yaşamını bu zincire yeni halkalar ekleyerek anlatmak mümkün; çünkü tükenmek bilmez enerjisiyle harmanlıyor hayatını. Kendi de söylüyor zaten; boş duramıyor, öyle bir problemi var. Bence işle böyle yoğrulmuşken hayatı kaçırma endişesi de var perde arkasında, hep kendini arama, aşma kaygısı da...


Ümraniye'de Ak Emeklilik ile Aviva birleşmesinin ardından yerleştikleri yeni binada ve taşınma telaşının ortasında yakalıyorum onu. Esprilerle süsleyip hiç çekinmeden kurduğu cümleleri dinlerken, gözüm gezdiği şehirlerden topladığı, sıra sıra dizili bardaklara takılıyor ara ara ve nedense sıradan saydığım hayatıma daha bir sıkı sarılıyorum.

Çalışma hayatına küçük yaşlarda atılmışsınız...

Ortaokuldan beri hep çalıştım. Kimse de beni zorlamadı aslında; kendi kendime, girişimci bir ruhla hareket ettim. Ortaokula giderken ders veriyordum. Üniversiteye girdiğimde Milliyet’te çalışmaya başladım; tercüme yaptım. Sonra bir turizm şirketinde tur operatörü ve rehber olarak çalıştım. Tüm okul hayatım boyunca yazları hiç boş oturmadım. Hep kendi kendime yetmeye çalıştım.

Sizi bu olgunluğa ne getirdi acaba?

Bilemiyorum, çevremde çok böyle örnek de yoktu. Memur çocuğuydum, aileden fazla para istemiyordum. O zaman çok fazla para harcayacak yer de yoktu. Bir de tasarruf ederdim.

Boğaziçi İşletme bilinçli bir tercih olsa gerek o zaman...

O dönemde Boğaziçi İşletme en popüler alanlardan biriydi. Ben de sosyal bilimler konusunda güçlü olduğumu fark etmiştim; satışın, pazarlamanın geçeceği herhangi bir yer bana uygundu. Sanayide çalışma planlarıyla okula girmiştim.

Zira “Bankacılık mı? Asla...” dediğiniz bir dönem de olmuş galiba değil mi?

Evet, evet... Ablam (Feryal Dinç) bankacıydı. Onu hep klasik bir bankanın, klasik bir bölümünde çalışırken siyah kolluklarıyla hatırlıyorum. Ablam döneminin en çılgın gençlerindendi; rock dinlerdi, resim yapar şiir yazardı ve çok seyahat ederdi. Birden bire bankacılığa girip kara kolluklarla işine gidip gelen birine dönüşünce bana da karabasanlar çöktü. "Onun gibi olmak istemiyorum" dedim.

Peki sonra nasıl değişti plan?

Sonra para değiştirdi... Şaka bir yana ama, ‘okuldan mezun olana en fazla parayı veren kim?’ diye seçim yapıldı biraz galiba. 'Hiç istemediğim bir işi para için yapıyorum' gibi de değildi. Bildiğim bankacılıktan farklı bir bankacılık anlatılmıştı; satış ve pazarlama kuruluyordu. İnterbank kurumsal bankacılığı ve bankacılıkta satış konseptini yaratan banka oldu ve biz de onun ilk ekibiydik. Tüm bunlar çok heyecanlandırdı.

İlk günlerde en çok ne zorlamıştı sizi?

Belirli kalıplara girme zorunluluğu… Sadece ilk yıllarda değil, sonra da epey zorladı; çünkü babamın (Ömer Faruk) asker oluşu nedeniyle aldığım o disiplinin, aile terbiyesinin etkisiyle 'daima doğru bildiğini söyleyeceksin, doğru bildiğinin arkasından da gideceksin' görüşü hakim bende. Onun için de hiçbir zaman politik olamadım. Birinin ekibinde olmak, biriyle yan yana görünerek yükselmeye çalışmak, birine torpil yapmak ya da birinin torpilinden faydalanmak gibi şirket oyunlarının parçalarında olamadım. Dümdüz bildiğimi, ilk düşündüğümü, ilk anda söylemem nedeniyle başıma çok şeyler de geldi. Hâlâ da bu konuda çok değişebildiğimi söyleyemeyeceğim.

Peki değişenler... Meral Egemen o günlerden bugüne nasıl değişti?

İnsan otuzlu yaşlarında her şeyi bildiğini düşünüyor. İnterbank gibi bir okulda okuyup, hafif snob bir ekibin içinde sürekli terfi ederken ve her gün başka bankalardan teklif gelirken şımarmamak zor gerçekten. 'O dönem bir Lale Devri dönemiydi" diyorum ben tüm sektörde çalışanlar için; iyisi kötüsü herkes arada kaynadı gitti.

40’lı yaşlara geldiğinizde 'Eyvahlar olsun, hiçbir şey bilmiyorum. Daha ne kadar çok öğrenecek şey var' noktasına geçiyorsunuz ve o geçiş insanın hayata bakışında ve beklentilerinde farklılıklar yaratıyor. Aynı zamanda 'tüm öğrendiklerimi öğretmem lazım' noktasındayım.

Marmara Üniversitesi'nde ders veriyorsunuz zaten…

Okuldaki öğrencilere hayat bilgisini transfer ediyorum ve bunun da gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu ülke bana yatırım yaptıysa, o zaman benim de bildiklerimi yeni nesillere aktarmam gerek.

Nasıl bir yöneticisiniz?

Geçmişte gördüğüm bazı kötü örnekler vardı; bildiğini paylaşmayan, gelişmeni sağlamak için doğru geri bildirimi yapmayan yöneticiler. Hep ondan kaçınmaya çalıştım. Açık kapı, direkt iletişim, öğrenerek ve öğreterek gelişme anlayışını benimsedim.


Eleştirdiğiniz yönleriniz var mı?

Politik olamamak ve dilime hakim olamamak gibi bir derdimin hâlâ devam ettiğini söyleyebilirim. Sektörün 'haylaz kızı' rolü bir anlamda üstüme yapıştı. İşin, şirketin, sektörün gelişimi için analizlerim sonunda geldiğim noktayı savunmak gibi bir saplantım var. Doğru bildiğimden şaşmamak istiyorum hâlâ ama karşı tarafın sözünü bir kere daha değerlendirmekte fayda var noktasına da geldim. Duygularını çok fazla saklayabilen biri de değilim. İşi çok sevdiğim için daha başarılı, daha iyi olmak adına bütün enerjimi, kaynağımı seferber edebiliyorum.

Birleşme sürecinde çalışan sayınız 700'den 2 binlere çıktı. Yorucu bir dönem geçiriyorsunuz. Bu süreçte neler yaşıyorsunuz?

Büyüklüğün getirdiği farklı sorumluluklar var tabii. Bir kere pazarın yüzde 25’ine sahip bir şirketiz artık. Bir anda sektöre bakışım ve sorumluluğum başka bir boyuta ulaştı. Adımları atarken, haylaz çocuk esnekliğinden 'biz böyle yaparsak sektörün kalanı nasıl etkilenir?' gibi akıllı uslu düşünme noktasına geldik. Ak tarafında 700 kişinin her birini neredeyse tek tek ben işe aldım; her bir kale, köşe benim bilgim dahilinde şekillendi. Burada, bir günde bu kadar büyüyünce hızla tanımam gereken bir grubun sorumluluğunu almak biraz heyecan, biraz endişe getirdi. Hızla o tarafı tanımaya çalışıyorum.

Emekliliği düşünüyor musunuz?

Evet, birkaç alternatifim var. Birincisi Harvard'a gidip işle ilgili bir şeyler okumak ve öğretim görevlisi sıfatıyla birleştirmek. İkincisi, orta, uzun vadede, politikaya atılmak.

Politika mı?

Belediye başkanlığının devlet başkanlığına kadar giden bir yol olduğunu görüyorum… Yeni yeni oluşmaya başlayan bir düşünce ama buna ihtiyaç var; iş dünyasından politikaya transferler ülke için olumlu. Belediye başkanlığı da tam bir iş gibi projelendirilebilir.

Peki bu politik olamama durumu ne olacak?

İşin politik olma, herkesle ilişkileri belirli çerçevelere oturtma kısmında ne olur tabii oy ayrı bir konu. Oradaki defoyu, o yola girerken toparlamak lazım herhalde.

‘Politik olmayan bir politikacı’…

Belki de politikacıların politik çemberin içinde dolanıp biraz yalan, biraz dolan, sadece gelecek vaat ederek yaptığı politikaların çok da kalıcı olmadığı görülüyor. Ama 5-10 yıl diliminde düşünüyorum politikayı. Hiçbir şey olmazsa turizmle ilgili bir şeyler de yapabilirim. Boş duramıyorum, öyle bir problemim var. Eşim (Murat Egemen) Maldiv’lere gitmek istiyor mesela. O 'ayağımı uzatıp, gazete bile okumayayım' diye düşünürken ben, 'Üçüncü gün boğulurum" herhalde diyorum: "Vietnam'a, Kamboçya’ya gideyim, Nepal’de tapınaklara çıkayım" diyorum.


'TEKRAR ŞARJ EDİLEN PİLLER GİBİYİM'

Klasik otomobil rallilerine katılıyorsunuz, uçak kullanıyorsunuz ve saymakla bitmez bir sürü hobi… Tüm bunlara enerjiyi nereden buluyorsunuz?

Böyle bir enerjim olduğu için Allah’a şükrediyorum. Dans ettikçe dans edesim geliyor. Galiba sevdiğim işi yapmakla ilgili. Tekrar şarj edilen piller gibi. Öğrenme merakı, ihtirası hep bu enerji yeniliyor.

Babanızın otoritesiyle sizin haylaz kız tavrınızın çatıştığı dönemler olmadı mı?

Babamın yanındayken öyle çok haylaz bir görüntüm yoktu. Aslında sadece babam değil, ailenin tüm erkekleri paşa, albay. Bir aile toplantısında 'karargâh bir araya geldi' gibi oluyordu. Galiba askerlerin kendi içlerinde hep böyle bir çatışma oluyor; ailemin asker üyelerine baktığımda, onların da özel hayatlarında ya komik olma ya iyi yemek yapmaya çalışma, ya da çocuklarıyla çılgın oyunlar oynama gibi kaçamaklar yapma istekleri var hep. Otoriter babaların çocuklarında o otoriteye başkaldırı telaşıyla yapılan bazı şeyler var; benim ki belki öyle açıklanabilir, bilmiyorum. Annem (Şahinde Faruk) hep ikinci çocuğunun erkek olmasını istemiş; belki de onun beklentisine cevap verme telaşı. Ama yarışım hep kendimle...




İş-yaşam dengesini kurabiliyor musunuz? Eşiniz sizi destekliyor mu?

Çok çok şanslıyım, çünkü bu kadar haylazlığı, yoğunluğu tolere edecek olgunlukta bir erkek bulmak çok zor; sizinle yarışmayacak, sizin kendinizle yarışmanıza müsaade edecek ve tüm bunlardan ötürü ailenizi ihmal ettiğiniz durumlarda hiç hır çıkarmayacak. Maşallah. O olgunluğunu çok takdir ediyorum.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 15/11/2007 - Hadi Bakalım Devam...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/11/2007 - Efendiler

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 12/10/2007 - (Translated) Angry German Kid - Correct Translation

alman

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/10/2007 - İdare Et Yavrum

yeni nesil

 

 

http://asliberry.blogspot.com/

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/9/2007 - Sayın Banka Yetkilisi,

Sayın Banka Yetkilisi,
Ben 86 yaşında bankanızda hesabı olan bir müşterinizim.
Geçen gün, tesisatçıma 100 dolar'lık bir çek yazdım.
Bu çeki kendisi her nasılsa 3 nanosaniyede bankanıza iletmiş olmalı ki, bankanızda değerlendirdiğim fonlardan bu miktar kadarını bozduramadan hesabımdan karşılığı alınmış.
Tabii ki hesabımda o an için para olmadığından 30 dolar da faiz ve ceza alınmış. Oysa fonlarımda 1.000.000 dolar vardı.
Bu durumu şikayet etmek istediğimde, bankanız telefonunda kişiliksiz, terbiyesiz, banda kaydedilmiş ve yüzsüz bir hanım sesiyle yarım saate yakın boğuştum. Arada müzikler dinledim ve 28 kere değişik tuşlara basmak zorunda kaldım. Ama kimseye ulaşamadım.
Bildiğiniz gibi her ay binlerce dolarlık faturalarım, mortgage kesintilerim, kredi kartı ödemelerim var.Bunların hepsinin hesabımdan yapılan otomatik ödemelerini şu andan itibaren İPTAL ediyorum.
Bundan böyle, sizden etten kemikten yapılmış dediğimi anlayan ve ingilizce bilen bir müşteri temsilcisi istiyorum.
Anlayışla karşılarsınız ki, karşınızdakine en iyi iltifat, onu taklit etmektir.
Ben de sizin gibi yapacağım. Müşteri temsilciniz her ödeme için beni arayacak, ve 28 haneden az olmayan benim vereceğim bir
şifreyi tuşlayacak. Sonra da, eğer
1 tuşlarsa benden randevu alacak,
2 tuşlarsa bir ödeme ile ilgili mesaj bırakabilecek,
3 tuşlarsa oturma odama bağlanacak, oradaysam cevap vereceğim,
4 tuşlarsa ve uyumuyorsam yatak odama bağlanacak ve benimle görüşebilecek,
5 tuşlarsa tuvalete,
6 tuşlarsa cep telefonuma ulaşacak,
7 tuşlarsa bilgisayarıma bir mesaj bırakabilecek. 8'e tuşlarsa bunları yeniden dinleyebilir.
Arada beklemeler olursa, size söz, elimdeki eski plaklardan ve gramofonumdan güzel bir müzik parçası da dinleteceğim ona.
Yalnız sizden ricam, bu işlemler için seçeceğiniz personelinizin kimlik bilgisini, anne kızlık soyadını, noterden alınmış imza sirkülerini ve tapuları dahil mali bilgilerini bana iletmeniz.Bir de sizin gibi bir sözleşme hazırladım. 8 sayfa. Sizinki 42 sayfaydı, ben insaflı davrandım. Bu sözleşmeyi de bana atayacağınız müşteri temsilcisi, bankanız şube müdürü ve bankanız yönetim
kurulunun imzalaması ve bana iadeli taahhütlü göndermesi.
Bu sözleşme elime geçtikten sonra müşteri temsilcinize kendi belirleyeceğim 28 haneli şifreyi göndereceğim. Bu şifre de her ay değişecek pek tabii ki.
Özür dileyerek bu sözleşme ve işlemler için sizden masraf olarak her ay 20 dolar da talep edeceğim.
İşbu şartları yerine getirememe durumunuz varsa, lütfen 1.000.000 dolarımı nakit olarak hazırlayın, yarın alıvereyim.
Size hayırlı işler diler, en kısa zamanda bana ulaşmanızı rica ederim.
Saygılarımla,
Müşteriniz...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 2/9/2007 - Kendine iyi bak derler ve giderler...

Kendine İyi Bak..

 

Kendine iyi bak´ bir veda değil elveda cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde... ´Kendine iyi bak.´ Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum...

Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalayıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine ´Kendine İyi Bak´ sözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar. Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar...

Kendine iyi bak derler ve giderler... Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum, diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler...
Kendine iyi bak derler ve giderler...

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
[Valid RSS]

13temmuz@gmail.com Paylaşımlarını Bekliyoruz...

E - dergi, Elektronik, Medya, Kültür -Sanat,Yaşam,Sinema, Bovling, Aktivite, GO, Tiyatro, Satranç, Tabu, Scrabble

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
13 TEMMUZ
Said Saidoğlu
Arkadaşlar
13 TEMMUZ Haber Grubu
Nostalji Saati
http://www.sinanoglu.net/
Türk Dik Kurumu
Bilkent Kütüphanesi
Takip Edilesi Dergiler
Mümin Sekman'dan beyin kullanma kılavuzu
ART
Dilimize Sahip Çıkalım
radikall
Fırsat Yağmuru
Photoshop
Yarışmalar
Freelance Çalışmak
Web Arşivleri (Eski siteler)
İlk Nokta
Arşiv Hürriyet
Toolbar tuulbar
HEP OKU Merkez Dergi
Bildirgeç
MORYONCA
Trafik Kameraları
MP3
Araç Plaka Sorgulama
Doğa Derneği
Youtube Video Çevirici
TR Kitap MP3
İstanbul Kültür Sanat Dostları
sunipeyk
imagini
Arka Kapak
Moleschino Akıl Defteri
BlogcuBUL
ANA Fikir
Aktüel NET Dublaj
Mp3Kenti
Dönüşüm Konağı
View MY TV izle
Radyo KARYANIĞI
KPSS Bankası
KPSS Online
Türkçeleştiriyoruz<
KİBAR TAVASAV
Ayıp ŞEyler

Kategoriler

Arkadaşlar

seedorf
kutu
zelis
caglar
kupavalesi
kirac34
sibelsaid
crazy41
E.YÜKSEL ÜSTÜNER
mekatronik
perfect
halimcal
saidsaidoglu
gununsozu
yust1
shade
beylikduzu
kevsergur
inky
gelincik1974
Kâmuran Esen
orcad
bereket
c2n3r
sakagibi
burcuercis
netkitap.com



Dergiler
2023
Ağ Dünyası
Adres Dergi
Aksiyon
Alem
Alperenler
Altyazı
Altınoluk
Anadolu Gençlik
Araf
Araştırma
Atlas
Ay Vakti
Aydınlık
Bengisu
Beyan
Bilim ve Teknik
Bilişim Cumhuriyeti
Bilişim Rehber
Blue Jean
BT Haber
BT Vizyon
Bütün Dünya
Çalakalem
Canteen
Capital
Chip
Computer Life
Computer World
Dergi
Diyalog Avrasya
Doğu Batı
Doktor Dergisi
Düşünen Adam
Ekoloji Dergisi
Elektrik Dergisi
EMO Makine Market
Focus
Fotoğraf Dergisi
Fotoğrafya
Gaziler Dergisi
Gerçek Hayat
Gonca Dergisi
Gönülden Gönüle
Haksöz
Hastane Dergisi
Hece Edebiyat Dergisi
Hey Girl
Hür Gökbayrak
Iktibas
Ileri Dergisi
Ilk Adım
Imece
Inet Haber
Kadın Vizyon
Karakalem
Kardaşlık Dergisi
Kardelen Dergisi
Kargo Haber
Karizma Dergisi
Kedim ve Ben
Kırtasiye Dergisi
Level
Lezzet
Linux Bülteni
Mac World
Mercek
Metal Monster
Millet
Moral Dergisi
Nalburiye Dergisi
National Geographic
Netpano
Number One Dergi
Ozgur ve Bilge
PC Net
Platin
Sayha
Semerkand
Sol Dergisi
Sızıntı
Söz Ola
Telepati
Timeout İstanbul
Türk Dili Dergisi
Ufuk Ötesi
Voyager
Yankı
Yarın
Yeni Ümit
Yitik Ülke
Zafer Dergisi

Hurriyet.www.gazetealemi.com Zaman www.gazetealemi.com Radikal www.gazetealemi.com Milliyet www.gazetealemi.com Bugun www.gazetealemi.com Turkiye www.gazetealemi.com Vatan www.gazetealemi.com Sabah www.gazetealemi.com Yeni Safak www.gazetealemi.com

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:4
| Sonraki Sayfa
Ana Sayfam Yapayım | Favorilerime Ekleyeyim | Sonraki Sayfa