“Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur…

“Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur…” (Albert Einstein)

Ön yargı, sözlük anlamıyla; genel ve özel kullanımlarında bir taraf tutma biçimidir. Bir ideolojik fikri veya bakış açısını koşulsuz desteklemek manasında kullanılır. Ön yargı halk arasında genellikle bir kişinin kararlarının ağırlıklı bir şekilde tek taraflı olarak ortaya çıkmasında kullanılmaktadır. Yine halk arasında ön yargı, bir kişinin kararlarının nesnel olmayıp öznel olduğunu ifade etmek için kullanılmaktadır.

"Ön yargı" bir kişinin kararlarını alırken nesnel değerleri kullanmadığını iddia etmez. Kısaca kişinin yargılarını oluşturan değerler bütünlüğüne karşı bir söylem getirmektedir. Ön yargılı kişinin kullandığı (sayısından bağımsız) olguların diğer olgularla (kişinin kullanmadığı veya kabul etmediği) karşılaştırıldığında kişi tarafından atanan değerlerin doğru (kapsamı, içeriği anlamında) olmaması sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Hepimiz hayatımız boyunca çeşitli önyargılara kapılırız ister istemez… Kimimiz memleketinden dolayı (Kayseri, Çorum vs.), kimimiz ırkından (Kürt, Arap vs.), kimimiz dini inancından (Hıristiyan, Yahudi, Ateist vs.) ya da mezhebinden (Alevi, Sünni vs), siyasi görüşünden (sağcı, solcu, liberal, muhafazakar, sosyal demokrat vs.) ve daha birçok konuda, karşılaştığımız insanlar hakkında, onlarla ilgili herhangi bir bilgiye sahip olmadan, kendi kafamızda bir profil oluştururuz ve bu kalıba sokarız onları... Zihnimizde beliren görüntüye göre, o insanlarla olan münasebetlerimizdeki tutumumuz şekillenir, ilişkilerdeki mesafe bu zihindeki resme göre belirlenir. Gördüğümüz, duyduğumuz özelliklerine yakın sıfatları da biz ekleriz hatta. Buna sosyal psikolojide “Gizil Kişilik Kuramı” adı verilir. Yani, bir kişinin belli bir kişilik özelliğine sahip olması, o özellikle ilintili başka özellikleri de çıkarsamamıza yol açar.

Bu kafamızda beliren görüntüler ve üstüne eklenen çıkarsamalar, karşımızdaki insanın karakteriyle ne kadar örtüşüyor acaba? Düşündüğümüz, o özellikleri taşıdığını “sandığımız” insan, gerçekten de o özelliklere sahip mi?

Aradaki münasebetler ilerledikçe, ya da hakkında detaylı bilgiler edinmeye başladıkça, belki de karşımızdaki insanın bizim düşündüğümüzden bambaşka bir karaktere sahip olduğunu görebiliriz. Ama bunları görmemiz bile, kimimiz için kendi zihnindeki tabularını yıkması için yeterli olmamaktadır maalesef.

Bu konuyu bir soruyla açıklamaya çalışırsak;
Özürlü sekiz çocuğu olan ve frengi hastası hamile bir kadına rastlasaydınız, ona kürtaj olmasını tavsiye eder miydiniz?

Bu sorunun cevabını vermeden önce aşağıdaki soruyu okuyun.

Şimdi bir dünya lideri seçme zamanı ve sizin oyunuz da sonucu etkileyecek. İşte üç aday hakkındaki gerçekler:

1. aday: Sahtekar siyasetçilerle işbirliği içinde ve falcılara danışıyor. İki metresi olmuş. Paket paket sigara ve günde 8 ile 10 bardak martini içiyor.

2. aday: İki kere işten atılmış, öğlene kadar uyur. Üniversitedeyken uyuşturucu kullanmış ve her gece 1 litre viski içiyor.

3. aday: Madalya almış bir savaş kahramanı, vejetaryen, sigara içmiyor. Nadiren bira içer ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi olmamış.

Tercihiniz bu adaylardan hangisi olurdu?

Önce karar verin, daha sonra aşağıdaki cevaba bakın!

1. aday: Franklin D. Roosevelt
2. aday: Winston Churchill
3. aday: Adolf Hitler

ve bu arada...
Kürtaj sorusuna eğer "evet" dediyseniz, Beethoven'ı öldürdünüz !!!
******************
“Bir derste Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken bir olay okuyor :
* Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor.
* Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor.
* Zaman, yer ya da kişi kavramı yok.
* Yalnız nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.
* Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor.
* Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.
* Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor.
* Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde.
* Yürümüyor.
* Uykusu sürekli düzensiz.
* Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor.
* Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor.

Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle bir hastanın bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu yapmayacaklarını söylerler.

Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar. Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.Fotoğraftaki hasta doktorun altı aylık dünya tatlısı kızıdır...”

Nasıl, şaşırtıcı değil mi?

Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, önyargılarımız insanlarla sağlıklı ilişki kurmada, ya da tutumlarımızı objektif şekilde belirlemede büyük bir engel teşkil ediyor. Belki samimi bir dostluğu, belki mutlu bir evliliği, belki başarılı bir iş ortaklığını, belki …… önleyecek.

Bu nedenle önyargılarımızdan mümkün olduğunca sıyrılarak, insanların dış görünüşleri ya da kimlikleriyle değil; asıl sahip oldukları kişisel özellikleri, karakterleriyle muamele etmek en doğrusu…

Önyargılardan arınmış, hümanist ilişkiler kurmanız dileğiyle…

Yorum Yaz